Wednesday, 10 August 2011

kakavia

Yine uzun zamandır yazamıyorum. Tezimden kafamı kaldırabildiğim zamanı tatile harcamaya karar verdim. Annemle geçen hafta gittiğimiz Yunan adaları gemi turundan dün döndük.

Eskiden sabahlara kadar oturup bütün gün uyurdum, hatta Londra'daki evimi boşaltana kadar öyleydim. İzmir'e geldiğimden beri 12 gibi yatıp 8'de kalkıyorum nedense. Özellikle bu Yunan adaları turunda 10-11 gibi uyuyup sabah 6.30-7'de kalkmaya dönüştü uyku düzenim. Zaten son 1-2 yıldır hiç gece hayatı modu kalmadı bende. O yüzden bu tatile annemle gitmemiz süper oldu. Son zamanlarda babamla falan ne zaman tatile gitsek o gece dışarı çıkmak istiyordu, ben otelde biraz kitap okuyup erken yatmak istiyordum, ortam geriliyordu. Gece ben de çıkmak istiyorum, ama vücudum istemiyor mu diyeyim, ne diyeyim bilmiyorum. Gemi Mykonos'ta gece 4'e kadar kalacaktı mesela turda. Hazır bir Cumartesi gecesi gelmişken Mykonos'ta 'partilemek' istiyordu bir kısmım, ama diğer yarım çok üşeniyordu. Özellikle turdaki herkes "Bu gece Mykonos'ta sabahlara kadar eğleneceğiz, bilmemnereye bilmemne club'a gideceğiz" modunda olduğu için ben kendimi sessiz sakin bir gece geçirmek istediğim için iyice kötü hissettim. Biraz dolanıp birer bira içtikten sonra annem "Gemiye dönmek ister misin" soruma "Evet" cevabı verdiğinde nasıl rahatladım anlatamam o yüzden. Bu ölü halim geçecek mi bilmiyorum, geçsin istiyorum aslında biraz.

Neyse, tur süperdi. Hiç bir gün bir tek dakika boş vaktim olmadı, sırf orada okurum diye ebook reader almıştım ama vaktim hiç olmadı, o derece. Her anımız dolu geçti, bir sürü yer gezdik. Ama turun ekstra gezilerinin süper oluşundan değil tabii, benim neleri görmek istiyorum ve oralara nasıl gidilir diye haftalar öncesinden plan yapan organizasyon manyağı bir insan oluşumdan. Eğer Yunan adaları cruise'una gidecek olursanız, asla geminin ekstra turlarını satın almanızı tavsiye etmem. Rotaya da bağlı tabii, ama bizim rotamıza bağlı konuşacak olursam;

- Atina'da 4 saatlik ekstra şehir ve Akropolis turu kişibaşı 54-64 euro civarına satılırken, taksiciler 4 kişilik bir gruba aynı 4 saatlik turu 80 euroya yaptırıyor. Liman çıkışında üzerinize üşüşüyorlar zaten. 130 euro'dan başladılar bizim için, pazarlıkla 80'e indiler, ama 2 kişi olduğumuzdan yine de kabul etmedik. Taksiyle direk Akropolis'e gittik (onun için de adam 30 eurodan başladı, 20'ye götürdü, normalde o yol 12 euro falan tutuyor ama üşendiğimden daha fazla ısrar etmedim). Ve hatta Akropolis'te İngiltere'de okuduğum için giriş parası almadılar, oradan da 12 euro kurtardım. AB dışı ülkelerin öğrencileri için bedava değildi giriş, ama indirimliydi.

Tip 1: Taksilerle her zaman pazarlık yapın, turisti yolma huyundalar çünkü Türk taksicileri gibi. 3-4 kişilik bir grupsanız taksiyle gezmeniz size mega indirim sağlayacak, 80 euroya kadar iniyorlar herkesten duyduğumuza göre. 2 kişiyseniz yine taksiyle Akropolis'e gidin adamı 20 euroya ikna edip, sonra oradan kendiniz yürüyerek diğer yerleri gezebilirsiniz. Taksiciden tur almanızı gerektirecek kadar uzak değil görülesi yerler birbirine.

Tip 2: Öğrenci kartınız varsa yanınızda taşıyın. Hem adalar hem de Yunanistan anakarada öğrenci kartıyla tarihi mekanlara indirimli ya da ücretsiz girersiniz.

- Mykonos'ta da tur satın almayın, ATV falan kiralayın.

- Santorini'de gemiler eski limanın yakınına demirleyip yolcuları botla eski limana (Fire) çıkarıyor. Orada geminin 40 euroya falan sattığı 4 saatlik tekne turunun 6 saatlik olanı 28 euroya satılıyor. Eğer tekne turu yerine adayı karadan gezmek istiyorsanız teleferikle yukarı çıkın, geminin 52 euroya sattığı yarım günlük turlar 30 euroya falan tam günlük olarak satılıyor. Taksiyle gezecekseniz yine önceden fiyat sorup pazarlık yapın, taksimetre açtırmayın. Atina'da "Taksimetre ne kadar tutarsa o kadar" deyip enayiymişiz gibi gece tarifesi açmaya çalışan bir taksiciye denk geldik.

Tip 1: Volkanı görmek için Nea Kameni'ye gidecek olursanız 40 dakika falan güneşin altında abartısız kaya tırmanışı yapacaksınız, haberiniz olsun. Fit değilseniz, rahat ayakkabınız yoksa falan gitmeyin. Ben kalpten gideceğimi sandım çünkü bir çok kez. Ve o kadar tırmanışın sonunda gördüğünüz krater de o kadar şeye değecek bir görüntü değil bence.

Tip 2: Palea Kameni'de sıcak volkanik sularda yüzecekseniz o kahverengi-kırmızı arası sülfür renginin mayonuza bulaşıp yıkansa da çıkmayacağının bilincinde olun. Ucuz ya da koyu renk bir şey giyin, ya da suyun normal renkli kısmında yüzün.

Tip 3: ASLA Oia ya da Fire'de yukarı merdivenle çıkma hatasına düşmeyin, mega fit biri değilseniz. Eşeğe falan zaten asla binmeyin, Fire'de teleferiğe binin. Ama Oia'da teleferik de yok, yani eşeğe binmek gibi zalimce bir davranışta bulunmanın tek alternatifi yürüyerek çıkmak. Araları 2 metre olan, eşek boklarıyla dolu dimdik 218 basamak. Her köşede dinlenme molası verseniz (ki o molaya ihtiyaç duyacaksınız) çıkmak 30-40 dakika sürüyor. Hem sıcaktan bunalıyorsunuz, hem bacaklarınız yorgunluktan titremeye başlıyor, hem de kalbiniz patlayacak gibi oluyor. Öyle ki, ben 15 dakikadan sonra falan oturup "Daha fazla çıkamayacağım" diye ağlamaya başladım bir ara. Bir daha hayatta böyle bir şeye kalkışmam. Neymiş, deli gibi spor yapan biri değilseniz Santorini merdivenlerinden uzak durmalıymışsınız.

- Rodos'ta Lindos'a gitmek istiyorduk, ama geminin Lindos turu hem çok pahalıydı, hem de Lindos'ta sadece 1 saat 50 dakika kalıp o sürede de köyü ve Akropolis'i gezdiriyordu. Ve benim Lindos'ta denize giresim vardı, 1 saat 50 dakikanın buna yetmesi mümkün değil. Lindos'a taksiler 55 euroya falan gittiğinden direk otobüs durağına gidip beklemeye başladık, otobüsün gelmesine 40 dakika vardı ki bir taksici yanımıza gelip müşteri almaya Lindos'a gideceğini, bizi de 20 euroya götürebileceğini söyledi. Bu bize çok zaman kazandırdı. Dönüşte otobüsle dönme hatasında bulunduk, bilet 5 euro ve yolculuk kliması çalışmayan cehennem sıcağı bir otobüste 1 saat 40 dakika sürdü. Taksiyle 40 dakikada gitmiştik. Paraya kıyıp taksiyle gitmenizi, ya da önceden yerel bir tur operatöründen tur satın almanızı tavsiye ederim, 30 euroya falan satıyorlar.

- Alakasız tip 1: Gemiler genelde yanaşma saatinden yarım saat falan önce yanaşıyor limana, ve söylenen saatten önce inebiliyorsunuz. Mesela iniş saati 8 görünüyorsa, geminin turlarını satın alanlar 8'de inecek demektir ve o saate kalırsanız onlara öncelik verilir. O yüzden 7.30 gibi lobiye bir göz atın, inişler başlamış mı diye.

- Alakasız tip 2: İzmir Limanı'nın gümrüğü içler acısı bir halde. Ouzo falan da dahil olmak üzere sorduğum birkaç şeye "Kalmamış" dendi, insanlar hücum ettiğinden kasada 45 dakika falan sıra bekledik. Adalarda gemiye binerkenki duty free'lerden alışverişinizi yapın, Türkiye'ye bırakmayın. Kimse kontrol etmiyor.

Ben bunların hepsini önceden biliyor olsam çok daha az stres yapacaktım, o yüzden yazmak istedim belki birine yardımcı olur diye.

**

Geçen hafta beni uzun zamandır olmadığı kadar heyecanlandıran biriyle tanışmıştım. Hem de en tez-yüzünden-o-kadar-meşgulüm-ki-eve-kapandım zamanımda. Ve tüm etkileyiciliğine rağmen bu kişi gün boyunca mesajlaşma taraftarı biriydi. Ben normalde bile böyle şeylerden hoşlanmam, ve tam konsantre olmuş bir makale okurken titreşen telefonum tüm dikkatimin içine ediyordu. Ve bu insan tezimin ne kadar önemli olduğunun farkına varamıyor gibi hissediyordum. En son şarjım bitip telefonum kapandıktan ve bana attığı mesajı görmedikten sonra "Sen de hiç umursamıyorsun zaten" türü tripcan bir mesaj aldım; "Böyle triplerden hoşlanmıyorum" diye cevap verdikten sonra daha da tripli bir mesaj alınca da bu işin böyle olmayacağına karar verdim ve bunu ona söyledim. Sonra baktım beni Facebook'tan falan silmiş. Oysa ben arkadaş olarak iyi olacağımızı düşünmüş ve tamamen beni hayatından çıkarmak isteyeceğini tahmin etmemiştim. Ama göründüğü gibi beni cinsel/romantik bir şeyler yaşanma potansiyeli olmayınca hayatında istemeyecek kadar tek boyutlu düşünüyorsa daha iyi olmuş tabii böyle olduğu.

Sadece bu bahsettiğim kişiyle ilgili değil, genel olarak böyle şeylere gelemiyorum. 24 saat mesajlaşmak isteyen, her uyandığında bana "Günaydın" mesajı atma ihtiyacı duyan, telefonumun şarjı bitince trip atacak kadar birlikte olduğu insanlarla göbeğinden bağlı yaşamayı bekleyen birini istemiyorum. Bağımsız kadın modeli birini istiyorum; "Seninle birlikte zaman geçirmek beni çok mutlu ediyor, seninle konuşmaktan çok zevk alıyorum, ama hayatının benden ibaret olmadığının bilincindeyim ve yaşamının tüm alanlarına yayılmaya çalışmayacak, benimle ilişkin ne olursa olsun senin her zaman bir 'birey' olmana saygı duyacağım" diyecek birini istiyorum. Bana bağımlı olmayan, benim de asla ona bağımlı olmayacağımı kabullenen birini istiyorum. Trip atarak ya da kendimi aşırı ilgi göstermediğim için suçlu hissettirmeye çalışarak beni manipüle etmeye, kontrol altına almaya çalışacak birini asla hayatımda istemem. Gereksiz kıskanan, beni sahiplenmeye çalışan birini istemiyorum. Şu anda hayatımdaki en önemli şeyin tezimi bitirmek olduğunu anlayamayan insan istemiyorum.

Eskiden essay yazarken de "Aman sen de sürekli essay yazmam lazım modundasın, konuşamıyoruz" diye trip atan insanlar oldu hayatımda. Ki tez essayden de önemli bir şey. 3 haftaya bitmezse mezun olamıyorum; 1 sene okuduğum, Londra'da yaşamak ve okumak için 100.000TL falan verdiğim boşa gidiyor. Yüksek lisans diplomamı alamıyorum. Hayatıma yeni girdiği halde (hatta 10 senedir tanıyor bile olsam) kendini bundan önemli gören insanların egosunu aklım hayalim almıyor gerçekten. Siz kimsiniz ki sizin için eğitimimi, gelecek kariyerimi, kendimi boşvereyim sırf ilgiye ihtiyaç duyuyorsunuz diye? Akıl fikir.

2 comments:

Homo Frigidus said...

essay yazmak için bayram tatilimi çocukluk arkadaşlarımla birlikte geçirmeyi bile reddetmiş biri olarak seni çok iyi anladığımı söylemek istedim.

zerofeelings said...

teşekkür ederim, yalnız olmadığımı bilmek güzel :)