Sunday, 8 May 2011

perfectly BAL-anced

Hiç tanımadığı insanlara MSN adresini, hatta telefon numarasını verenleri çok garipsiyorum. Üyesi olduğum sitelerde daha ilk mesajda MSN'ini veren çok insana denk geliyorum. Sonra onlara diyorum ki "MSN kullanmıyorum malesef". Galiba inanmıyorlar. Ama son birkaç yıldır gerçekten kullanmıyorum. Facebook chat de kullanmıyorum. Telefon da kullanmıyorum biriyle buluşmadıkça. Bir arkadaşımın aradığını gördüğüm halde telefonu açmamam gayet olasıdır, Facebook'ta ya da telefonuma gelen mesajları okuyup saatler sonra hatta bazen 1-2 gün sonra cevap veririm. Çünkü bu instant messaging işinden hoşlanmıyorum, her an ulaşılabilir olmak istemiyorum. Bilgisayar başındaki zamanımı boş boş geçirmiyorum, Facebook ve türevi siteler arkada açık duruyor, arada bakıyorum. Bazen e-book okuyor oluyorum, ya da okulla ilgili bir makale okuyor oluyorum, blog yazıyor oluyorum, gelen mesaja bakıp yaptığım şeye geri dönüyorum, o an ara verip cevap yazmak gelmiyor içimden. En yüzeysel konuda bile olsa yavaş yavaş, ne diyeceğimi düşünüp bir süre sonra cevap vermeyi seviyorum.

Mesajları geçtim, telefonda konuşmaktan hiç mi hiç hazzetmem, annem dışında kiminle konuşsam "Yaa öyle işte" şeklinde sessizlikler olur hep. Çünkü ben hal hatır soran, havadan sudan muhabbet eden biri değilim. Gerçekten telefon konuşmaları fena strese sokuyor beni. O yüzden bu tür "Selam, MSN'im şu ekle, telefonum bu mesajlaşalım" mesajları hiç hoşuma gitmiyor.

**

Birkaç gün önce Gumtree adlı bir ilan sitesinde bir Balenciaga ilanı görmüştüm. Tempting the fates türü bir şeyden korktuğum için (Bu deyimin Türkçesi ne oluyor bilmiyorum, bir şey daha kesinleşmeden olacakmış gibi bahsedip durduktan sonra kaderin sana uyuzluk edip o işi oldurmaması denebilir) burada bahsetmemiştim. Gumtree'de designer çanta satarken ve alırken dolandırılma ihtimali %90 falan olduğundan bir şeyler ters gidecek diye çok korkuyordum. Normalde Paypal'le öderseniz çantanın sahte çıkması ya da size ulaşmaması durumunda Paypal alıcıyı koruyor ve parasını iade ediyor, ama satıcılar yine de dolandırma metodları geliştirmeye devam ediyorlar (boş bir kutu postalayıp postaneden gönderdiğini kanıtlayan belge alıp "Ben gönderdim, alıcı yalan söylüyor, buyrun proof of postage" demek gibi). Alıcılar da aynı şekilde çantayı aldıktan sonra almadıklarını iddia ederek Paypal'a başvurup paralarını geri alabiliyorlar, bu durumda satıcı bedavaya çantayı verdiğiyle kalıyor. O yüzden hem satan kadın hem de ben böyle bir şeyle karşılaşmamak için Oxford Street'te bir cafede buluşup alışverişimizi nakitle gerçekleştirme kararı aldık. Kadın geldi, çantanın orijinal olduğundan emin olduktan sonra parayı verip çantamı aldım.



Çanta 2006 pre-fall koleksiyonuna ait bir Sapin First, derisi chevre. Abartısız hiç kullanılmamış duruyor. İlk aldığım da 2006 pre-spring koleksiyonundan Pale Rose/Rose Pin bir Box'tu, ve o da hiç kullanılmamış gibiydi. Beş yaşında bir çantanın o kadar yeni görünmesini ve hala buram buram deri kokuyor olmasını aklım almıyor bir yandan, ama diğer yandan kendim de o pale rose çantayı aldığımdan beri (1 yıl oldu) 2 kere kullanmış olduğumdan inanabiliyorum. Bugün aldığımın rengi süper, ve derisi yumuşacık (2006 Sapin çantaların derisi 2005 modelleri dışında Balenciaga'nın şu ana kadar kullandığı en kaliteli deri olarak biliniyor). Ne kadar mutluyum anlatamam. Şu anda Balenciaga sitesinde £845'e satılan bir çantayı £230'a almış oldum.

**

Çantayı aldıktan sonra eve dönerken Oxford Street'teki duraklardan birinde otobüsün kapısı kapandıktan 1 saniye sonra koşarak gelen bir adam kapıya vurmaya başladı. Londra'da kapı kapandıktan sonra %99 ihtimalle otobüs trafik yüzünden duraktan hareket edemiyor bile olsa şoför kapıyı açıp sizi içeri almaz ve siz ne kadar kapıya vurup bağrınsanız bile gayet duymuyormuş gibi önüne bakmaya devam eder, bu şoför de aynen öyle yapıp herifi takmadan gitmeye başladı. Herif de giden otobüsün camlarını yumruklamaya başladı. Böyle gerizekalı maçoluk gösterilerine çok uyuz oluyorum. Bunu yaptın da ne geçti eline, "erkekliğini" mi kanıtladın, nedir? Ben şoförün yerinde olsam, durur, polisi arar ve otobüsü vandalise ediyor diye şikayette bulunurdum.

**

Alakasız olarak aklıma dün gece Eurodisney'deki Pirates of the Caribbean'da çalan müzik takıldı ve hala gitmedi.




Eurodisney'e ne kadar gidesim geldiğini anlıyorsunuz bu şekilde.

**

Bir de şu "püskevit" muhabbeti nedir? Biri bana açıklasın lütfen.

2 comments:

signoria said...

şöyle bişey püskevit olayı: http://www.youtube.com/watch?v=vkCn_RHGkRU

zerofeelings said...

lol, günlerdir merak ediyodum cidden.

o değil de konu nerden püskevite gelmiş, merak ettim. türk siyasi kültürü ilginç vallahi.