Monday, 10 January 2011

on my way to london i see all kind of freak

10 saatlik yorucu ötesi bir uçak yolculuğundan sonra (thank you British Airways.. NOT!) Londra'ya adım atmış bulunuyorum sonunda tekrar.

British Airways'in direk Londra-İzmir rotası iptal edildiğinden bu sefer THY ile gidip gelmek zorunda kaldığımı yazmıştım. Londra'dan İstanbul'a gelişimden ne kadar memnun kaldıysam bu dönüş yolculuğunu da o kadar sevmedim.

Geçen sefer bindiğim her koltuğun arkasında kendi ekranı olan, her sırası 8 koltuklu, koltuk araları 1 km genişliğindeki süper uçağa kıyasla bugün bindiğim İstanbul-Londra uçağı dökülüyordu. Ondan önce bindiğim İzmir-İstanbul uçağı bile daha lükstü cidden. Dökülüyordu dediğim uçak benden yaşlıydı koltuklar bildiğiniz dipdibeydi, uzun boylu biri olsaydım herhalde bacaklarım ölmüş olarak inerdim uçaktan. Ayrıca içi çok pisti, insan uçuşlar arasında bir temizler. 500TL'ye tek yön Londra bileti satan bir havayolu olarak bunlara dikkat etmeliler en azından.

İşin en fena kısmı dünyadaki bütün öküzlerin benim koltuğumun etrafına toplanmış olmasıydı. İzmir'den aktarma yaptığımdan uçağa koştura koştura ucu ucuna yetiştim. O yüzden çoğu insan benden önce binmişti. Koridorun diğer ucunda oturan gerizekalılar hem kendi baş üstü dolaplarını, hem de bizimkileri doldurmuşlardı; o yüzden 4 saatlik uçuş boyunca o daracık koltuk aralığını bir de ayaklarımın dibindeki laptop çantam ile paylaşmak zorunda kaldım.

Önümde koltuğunu sonuna kadar arkaya yatıran, yemek verilirken bile "Rahatsız oluyorsanız kaldırayım" deme görgüsüne sahip olmayan iki öküz oturuyordu. O rahatlık yetmemiş olacak ki sürekli arka koltuğa kadar gerinip el-kollarını beynime sokmaya çalışıyorlardı. İnişte bile normalde yasak olmasına rağmen o koltuklar kalkmadı, ve bunu görmediği için hostese de sinir oldum. O da değil, herifler daha uçak durmadan telefonlarını açıp konuşmaya başladılar. Tiksinç.

Yanımda ne İngilizce, ne Türkçe konuşabilen; ve fena halde duş alması gereken bir adam oturuyordu. O da değil, geldiğimde kendisi benim cam kenarı koltuğuma oturmuştu, kalkmasını istemek zorunda kaldım. Başkasının yerine oturanlara sinir oluyorum.

Son olarak arkamda tüm yol boyunca çevresinde oturan ve tanımadığı herkesle konuşan bir adam oturuyordu. Korkunç bir Türk aksanıyla İngilizce konuşuyordu üstelik, yanında oturan Türk kadınla bile. Arada da dönüp diğer yanındaki İngiliz kadına o kulaklarımı tırmalayan aksanla "Siz İngilizler" ile başlayan tiksinç espriler yapıyordu. Hani birileri kendini çok utanç verici bir konuma düşürür de siz onun adına utanırsınız ya, öyle bir durumdu. Anladım ki ben Türk biriyle İngilizce konuşan Türkler'e sinir oluyorum. Hani 3-4 cümle konuşursun, araya birkaç kelime tıkıştırırsın, onu ben de yapıyorum da, "Bak ben İngilizce biliyorum" amacıyla sürekli olarak bunu yapanlar gerçekten komik duruma düşüyorlar. Genelde de aksanları çok fena oluyor.

Neyse, sonunda evime ulaştım. Dolapta bira ve cider dışında bir şey olmadığından aşağıdaki kebab shop'a gidip bir burger aldım. Onu yedim, nette bakınıyordum ki "Lisede 45 cm'lik haremlik-selamlık kuralı" başlıklı bu haberi gördüm. Ülkemde ne acayip, ne kafasız insanlar var gerçekten. Bence kızların sadece erkeklere yaklaşmasını değil, toptan herkese yaklaşmasını yasaklasaymış bu müdür. Eşcinsellik diye rezil bir yola düşüyormuş bazıları, ona da çare olur hem.

45 cm nedir ayrıca, yuvarlak hesap 50 yapsaymış. Elinde mezurayla ölçüyor falan mı ne?

1 comment:

Kaan said...

"Siz inglizler" espiris yapan Türk, yüzsüz olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşarken bir gün gelip o gülmesiye salgılşanan salyasında boğulup kalacaktır, saygılar

Kaan