Showing posts with label anti-homophobic rant. Show all posts
Showing posts with label anti-homophobic rant. Show all posts

Monday, 1 July 2013

#resistanbul LGBT edition

Cumartesi günü Londra LGBT Onur Yürüyüşü vardı. Her yıl 50 binden fazla insanın katıldığı ve üç saat süren yürüyüşün geçen sene tamamına katılmıştım. Bu yıl kortejde yürüyen grupların hiç birine üye olmadığımdan ve geçidin rengarenk halini görmek istediğimden yürüyüşün geçit kısmını kenardan izleyerek sonuna katıldım.

Sabah arkadaşlarım geldi, boyandık, pankartlandık ve yürüyüşü en önden izleyebileceğimiz bir yer kapmak için erkenden Oxford Circus'a gittik. Bir saatten fazla yerde oturup geçidin bulunduğumuz yere ulaşmasını beklemek zorunda kaldık, kortej bize ulaştığında iki kilometrelik geçit güzergahının her iki tarafı da baştan sona onar sıra halinde izleyici doluydu. Çok renkli ve eğlenceli bir geçit töreniydi, çektiğim fotoğraflar burada.

Bu arada Gezi ve Türkiye'deki LGBT onur yürüyüşüne destek olsun diye özene bezene hazırladığımız pankart yürüyüş boyunca pek çok kişinin dikkatini çekti, kenarda geçidi izlediğimiz sırada önümüzden geçen bir sürü insan bize İstanbullu olup olmadığımızı sorarak yalnız olmadığımız ve direnmeye devam etmemiz mesajını verdi. Pankartın fotoğrafını çeken bir sürü basın mensubu oldu. "İstanbul'da direnen arkadaşlarım var" diyen İngiliz bir trans kadına ve bize Türkçe olarak "Her yer Taksim, her yer direniş" diye bağıran İngiliz bir adama bile denk geldik :) Günün en süper olayı da kortej içinde yürürken pankartı gören ve birden elimizden kaparak pankartla poz veren bu adamdı:


Yürüyüş sonrası bir şeyler yedikten sonra Soho'ya döndük. Gay barların önünde halk ekmek kuyruğu gibi sıralar vardı, kalabalıktan yürünmüyordu, her sokakta bir parti vardı. Bira kutularıyla dolu pis yerlerde oturup pislik içindeki portatif tuvaletlere girmeyi bile nasıl olduysa dert etmediğim o şenlik ortamındaydık gece geç saatlere kadar. Çok, çok güzel bir gündü.

3 Ağustos'taki Brighton Pride'a kadar nasıl dayanacağım bilmiyorum.

Tuesday, 21 May 2013

what a difference a little difference would make

Turkiye iki kadin opusuyor diye Eurovision yasaklayadursun, pek cok ulke esit evliligi tartisiyor. Ingiltere'de de iki gundur gundemi en cok mesgul eden konulardan biri escinsel evlilik. Muhafazakar Parti'nin Basbakan David Cameron'un pesine takilip giden kismi esit evlilik yasasini bir an once meclisten gecirmeye cabalarken, escinsel evliligin Ingiltere'de ciddi ciddi yakin zamanda yasallasacak oldugu gercegi partinin cok fena sagci uyelerini sinirden cildirtmis durumda. O kadar dehsete dustuler ki, rasyonel dusunce kapasitesine sahip insanlarin okurken ictigi cayi klavyeye puskurtmesine sebep olacak derecede komik yorumlar yapiyorlar.

Bugun gazetede eski bir kabine uyesinin "Eger escinsel evlilige izin verirsek gelecekte sperm bankasi yoluyla cocuk sahibi olan lezbiyen bir kralicemiz olabilir, tahtin gelecegi tehlikede. Ayrica bu yasa yururluge girerse benim vergi kacirmak icin oglumla evlenmemi ne onleyebilir? Peki ya kiz kardesler birbirleriyle evlenmeye baslarsa?" seklindeki yorumlarini gordum. Burada haberi okuyabilirsiniz.

Hem haberin kendisi, hem de alttaki yorumlar o kadar komik ki, ofis ortasinda kahkahalarimi tutamadim. Hele su Zeyna'li yorum beni benden aldi:



Ulke neresi olursa olsun, bu bagnaz tiplerin ici oyle fesat ki, insanin aklinin ucundan dahi gecmeyecek seyleri akil ediyorlar. Kendi iclerinden gecirip yapamadiklari (ya da gizli gizli yaptiklari) seyleri mi ortaya seriyorlar, nedir sizce? Yoksa insan neden kendisinin hicbir tarafina batmayan bir konuya bu kadar takilsin, bu kadar sert tepki gosterme ihtiyaci duysun? Baskasinin senin milyon senedir sahip oldugun temel hakka sahip olmasi neden bu kadar korkutucu?



Yorumu size birakiyorum.

Wednesday, 17 October 2012

asshats

Bloguma rastgele ulaşan abazan erkek modellerine hedef olmaması için adını vermek istemediğim, Türkiye'deki eşcinsel kadınların sosyalleştiği bir site var. Oraya bakınırken üyelerden birinin "Pasif, birlikteliğin pembe yani 'dişi' tarafını simgeliyor" şeklinde bir yazısına denk geldim. Kendi de eşcinsel olduğu halde iki kadının ilişkisini pasif-aktif, pembe-mavi, dişi-eril gibi heteronormatif/ataerkil kavramlar üzerinden tanımlayacak kadar asimile olmuş tiplere gerçekten tepem atıyor; o yüzden yazıyı yazan kişiye yönelik ilk düşüncem "Sen neyin kafasını yaşıyorsun" oldu. Daha sonra yazının altına yazılan yorumlara baktım, aklımdan geçenleri dile getiren tek kişinin de diğer tüm üyelerden "Geç bu feminizm muhabbetlerini" tepkisi aldığını gördüm.

Maalesef bu sitede ve Türkiye'deki eşcinsel ortamlarda bu zihniyet çoğunlukta. Ve Türkiye eşcinsel altkültürüne hakim olan muhafazakarlık burada sona ermiyor. Daha az önce profiline seks aradığını yazan bir kadının "Sitemiz 'sex' değil arkadaşlık sitesidir, bu tarz arayışlarınız özeldir ve özelinizde yapmalısınız" bahanesiyle siteden atıldığını gördüm (seks'in Türkçe'de sex olarak yazılmasına ne kadar uyuz olduğuma girmiyorum bile). Kadına cinselliğini yaşama izni verilmemesi, cinselliğin (ya da kadınların hayatlarının) "özel" olarak nitelendirilerek tabulaştırılması gibi ataerkil düşünce biçimlerinin kadınlar tarafından diğer kadınlara dayatılmasını bir problem olarak görmüyor mu kimse? Seks arayanlara aşk propagandası yapan bu kafadaki insanlar, mevsimde bir üç gündür tanıdıkları insanlara "hayatımın aşkı" diye hitap edip Facebook'ta soyadlarını değiştirerek aşk kavramını çocuk oyuncağı haline getiren tipler aynı zamanda.

Muhafazakar eşcinsel modelinden gerçekten hiç hazzetmiyorum.

Friday, 18 May 2012

what a shame

Geçen gün profil fotoğrafını değiştirdiği notification'ı gelince Türkiye'deki eski sevgililerimden birinin profiline yönlendim. Birlikte olduğumuz zaman (4 yıl önce) hiç bir erkekle birlikte olmamış olan ve olmaya niyeti yokmuş gibi görünen bu insanın profilinde bir erkekle ilişkide olduğunu görünce şoke oldum. Bilmem kaç sene önce Türkiye'de bulunduğum bir dönemde sevgilimsi olduğum ve bana kendini eşcinsel olarak tanıtan biri daha şu anda bir erkekle birlikte. Gerçekten çok şaşırtıcı.

Bu insanların ikisi de ailelerinin eşcinsel olduklarını öğrenmesinden fena halde korkan tiplerdi. Gerçekten biseksüel olmaları ve cinsel yönelimleri konusunda kafalarının karışık olması mümkün değil mi, mümkün tabii. Ama ben bu insanlarla yaşadığım şeylere dayanarak (en azından birinin) tamamen kendilerini kandırmakta olduklarını, "Kendimi karşı cinsten hoşlanmaya zorlarsam belki gerçekten hoşlanırım" zihniyetinde olduklarını düşünüyorum. Buna gerçekten inanıyorlar mı bilemiyorum. 

Geçen sene yine Türkiye'den bir arkadaşım bana "artık eşcinsel olmak istemediğini" ve kendini "normal" olmaya zorlamaya karar verdiğini, bunun için bir erkek arkadaş edindiğini söylemişti. Bu üç insan da aynı mantıkta sanıyorum ki: Kendi eşcinselliklerinin "yanlış" olduğuna inanmalarına neden olan içselleştirilmiş bir homofobi, benliğini kaybedecek hale gelene kadar kendini kandırmak, homofobiye maruz kalma riskine girmemek için ot gibi yaşayıp gitmeyi seçmek.

Ne kadar da üzücü.

Wednesday, 18 January 2012

are we human or are we dancer?

Sözlükte biri Zenne için "İlk kez 'gelse de gitsek' dedirten Türk filmi" yorumunu yapmış. Ben de üç aydır büyük bir heyecanla "Gelse de gitsek" diye düşünüyorum. Filmin iyi ya da kötü olması umrumda bile değil, bu ülkede beyaz perdede eşcinsel karakterleri göreceğim için heyecanlıyım sadece. Yarın artık sonunda annemi de alıp filmi izlemeyi planlıyorum.

Ne zaman bir filmi izleyip çok etkilensem, sözlükte hakkında yazılanları okurum. Bu kez filmi izlemeden etkilendiğimden, yorumları da izlemeden okuyayım dedim. Yine elinizi sallasanız elli tane homofobik insana çarpıyorsunuz. Yok efendim eşcinsellik hastalıkmış, sapıklıkmış, bu filmin de tek amacı eşcinselliği "normal" göstermekmiş. İnsanlar filmi izlerken seks sahnelerinde "Iyy, iğrenç" yapıyorlarmış, kalkıp çıkıyorlarmış. Klasik, yaratıcılıktan uzak ve artık kabak tadı vermiş bildiğimiz homofobik zırvalar kısacası.

İnsanların içindeki bu nefreti anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. "Hadi gidip 15 dakikamı filmin başlığının altına homofobik bir entry girerek harcayayım" diye düşünmek nasıl bir ezikliktir? İşi gücü bırakıp bununla uğraşan insan ne kadar boş bir insandır? Başkasına en ufak bir zararı dokunmayan, seninle en ufak bir alakası dahi olmayan bir insan grubuna karşı ruhunu nefretle doldurmanın amacı nedir? Aklı başında hangi insan tanımadığı, bilmediği bir insan grubundan nefret etmeye enerjisini harcar? İnsanların sizi kâle almasına bu kadar mı muhtaçsınız, sesiniz ancak nefretle yırtınınca mı duyuluyor? Asıl hastalık, asıl "sapıklık" homofobidir diye kaç kez daha söyleyeceğim bu blogda?

Homofobinin bir ucu nasıl cehalete dayanıyorsa, diğer ucu da gizli kalmış eşcinselliğe değiyor bence. Böyle her fırsatta homofobisini dile getirmeden duramayan tipler aslında içten içte eşcinsel eğilimleri olduğunu biliyorlar ve bu eğilimi açıkça, korkmadan yaşayabilenlere katlanamıyorlar. Gerçekten bu kadar şiddetli ve gözü kör bir homofobinin arkasında Glee dizisindeki Dave Karofsky vakasının* yattığına kalıbımı basabilirim, o kadar eminim.

*Glee izlemeyenler için dizide okulun açıkça eşcinsel olan tek öğrencisi Kurt'e kabadayılık edip duran Karofsky adında homofobik biri vardı. Sonradan kendisinin eşcinselliğini gizlediği ve aslında Kurt'ten hoşlandığı ortaya çıkmıştı.

Bu filmi izlemeye gittiğimde salonda saçma sapan davranan biri karşıma çıkarsa arada falan yerimden kalkarken yanlışlıkla en topuklu ayakkabımla tüm gücümle ayağını ezebilirim. Ya da kendimi tutamayabilirim, çıkışta o kuş beyinli kafaları omzuma çarpabilir. Belki böylece 21. yüzyıla ışınlanmayı becerebilir zihinleri.

Akşam akşam sinirlendim yine.

Ayrıca iki erkeğin birbirlerine aşık olmasını katlanılamaz bulan insanlar niye 15TL falan ödeyip bu filmi izlemek için sinemaya gider, bunu da anlayabilmiş değilim.

Friday, 22 April 2011

love it or leave it, you can't understand

İngiltere'nin Brighton kentinde lezbiyen bir çift eşcinsel oldukları için yer ayırttıkları otelin kendilerine oda vermeyi reddedip kovduğunu iddia ediyor. Çiftin anlattığına göre önce telefonla yer ayırtmışlar, otele gittiklerinde bir tanesi resepsiyona gidip "Rezervasyonumuz vardı" demiş, o sırada kadının yanına diğer bir kadının geldiğini gören işletmeci ise "Yerimiz yok, burası sadece aile ve çiftler için" cevabını vermiş. İkili çift olduklarını açıklayınca da kelimesi kelimesine işletmeci insan "No two boys, no two girls" demiş. Sonuç olarak çift otele tazminat davası açmış, ve Liberty adlı bir insan hakları grubu tarafından destekleniyorlar hukuki işlemlerde.

Otel işletmecisi kesinlikle eşcinsel karşıtı olmadığını, çifti kaba davrandıkları için kovduğunu iddia ediyor.

İngiliz yasalarına göre otel, pub ve türevi hizmet sektörü işletmelerinin cinsel yönelime bağlı olarak insanlara hizmette bulunmayı reddetmesi yasadışı. Birkaç ay önce Cornwall'da bir B&B'de dini inançlarına aykırı olduğu için gay bir çifte çift kişilik oda vermeyi reddeden işletmeci çift, mahkeme tarafından hukuk dışı davrandıkları gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda bırakılmıştı.

Bu durumda da benzer bir şey olur muhtemelen, ama olayı nasıl kanıtlayacaklar bilmiyorum. Şu anda olay bir he said-she said durumu gibi görünüyor.

Ama eğer olay doğruysa, sanırım homofobik işletmeci insan kafayı yemiş olmalı. Şahsen ben homofobik olsaydım, metrekareye 5 gay düşen Avrupa'nın gay başkenti Brighton'da yaşamayı seçmezdim.

O neyse de, şimdi bu adam olay kanıtlanırsa sadece otel sınırları içinde iki tane kadının aynı yatakta yatması sinirine dokunduğu için binlerce pound tazminat ödemek zorunda kalacak, ayrıca kanıtlanamasa bile haber basında fena halde yer bulduğundan hem eşcinsel, hem de hetero ve eşitlik yanlısı bir sürü potansiyel müşteriyi kaybedecek.

Akıl fikir.

Geçen Çarşamba da Londra'nın gay semti Soho'nun orta yerinde bir pub öpüştükleri için iki erkeği kovmuştu. Erkeklerden birinin olayı "Seven years in London & I’ve never been made to feel bad for being gay. 45 mins ago the John Snow pub, W1F had me removed for kissing a date." şeklinde Twitter'a taşımasının ardından haber inanılmaz bir hızla yayıldı, Facebook ve benzeri sosyal ağlarda event'ler açıldı, ve Cuma gününe bir protesto düzenlendi. Facebook'ta protesto için attending butonuna basan insan sayısının 800'e ulaştığını öğrenen mekan işletmecileri mekanı kapattılar, buna rağmen 300'den fazla kişinin toplanıp pub'ın kapısının önünde öpüşme eylemi düzenlemesine engel olamadılar. Sadece bir Cuma günü kazanacakları parayı çöpe atmakla kaldılar.

Olayla ilgili polisin incelemesi devam ediyor, pub işletmecisinin de ceza alması mümkün.

Homofobikler kapitalist bir düzende homofobinin ekonomik açıdan zararlarına olacağını ne zaman anlayacaklar?

Akıl fikir, dediğim gibi.

Sonradan gelen edit: Yazdığım forumlardan birinde Brighton'daki otel işletmecisi hakkında şu yoruma denk geldim, çok güldüm. Priceless.

"You'd have to be a very special kind of idiot to be a homophobic hotel-owner in Brighton."

Saturday, 29 January 2011

homophobia - the worst disease

Ugandalı gay aktivist David Kato birkaç gün önce evinde çekiçle dövülerek öldürüldü. Kato Uganda'da eşcinsel aktivitelerin en hafif olarak ömür boyu hapisle, hatta bazı durumlarda idam ile cezalandırılmasını öngören bir yasa tasarısına karşı en çok sesi çıkan Ugandalı aktivistti.


Ölümünden bir süre önce yukarıda görmekte olduğunuz tabloid'de içinde Kato'nun da bulunduğu eşcinsel olduğu iddia edilen bir grup insanın isim, fotoğraf ve ev adresleri yayınlanmıştı. Kato bu olaydan sonra aldığı ölüm tehditlerinin alışılmışa göre çok çok arttığından bahsetmişti.

Kato sonunda henüz 40'lı yaşlarındayken eşcinsel olduğu ve bunu gizlemediği için öldürüldü.

Ve bazı homofobik insanlar adamcağızın ölüsünü bile rahat bırakmayarak cenaze töreninde olay çıkarmışlar.

Kato'nun ölümü İngiltere'deki çoğu gazetenin manşetinde yer alıyor günlerdir. Her yerde bu konuşuluyor, Facebook'umda herkes bundan bahsediyor, Kato için Londra'da düzenlenen törene davet ediyor birbirini.

Türkiye'de Google'dan arattığım kadarıyla bu haber tek bir gazetede bile yer almamış (yanılıyorsam haber verin). Hürriyet'in internet sitesinde ilk sayfada Burcu Esmersoy'un tweet'leri, Merve Terim'in kına gecesi falan var. Bir insanın sadece hemcinsine ilgi duyduğu için kendi evinde çekiçle öldürülmüş olmasının haber değeri yok anlaşılan.

Dün derste homofobiden bahsediliyordu, "Bu arada benim partnerim de butch bir lezbiyen" dedi hoca gayet "Bugün hava ne güzel değil mi" dermişçesine. Kimse de en ufak bir tepki vermedi. Ondan önceki hafta da cinsiyet rolleri konuşulurken sınıftaki 2-3 insan "Ha bu arada ben eşcinselim" falan diye yorumlar yapmışlardı deneyimlerini aktarırken. Yine kimseden en ufak bir tepki yok. 50 tane falan eşcinsel mekanın olduğu bir yer Londra, öyle ki dün gece aynı anda 5 farklı gay mekanda arkadaşlarım olduğundan "Hangisine gitsem" stresi içindeydim bütün gün. Ben burada tek derdim bu olarak yaşarken, insanlar bu kadar rahat bir şekilde eşcinselliğini bas bas bağırabiliyorken, dünyanın bazı yerlerinde eşcinselliğin ölümle cezalandırıldığını bilmek bana kendimi bok gibi hissettiriyor.

Lütfen Kato'nun ölümüyle ilgili haberlerin en azından bir kaç tanesini okuyun, birilerine okutturun ki insanlar en azından şanslı ve ayrıcalıklı hayatlarının 3-5 dakikasını dahi olsa Batı'daki çoğu insanın sahip olarak doğduğu hakları elde edebilmek için ölümü göze alan (ve malesef ölmüş olan) bu adamı anarak geçirsinler.

Sunday, 23 January 2011

in this bar things were laissez faire

Günün haberi İngiltere'den. Hükümetin uyuşturucu kullanımıyla ilgilenen komisyonuna yeni atanan adamın tekinin homofobik laflarıyla ilgili bu haber The Guardian'ın bugün en çok okunan haberi.

Amca özetle:

- Medyanın ve eşcinsel hareketinin eşcinsel yaşam tarzını mutlu, sağlıklı, ve dolu bir şekilde yansıttığını; ama eşcinsel yaşam tarzının aslında çok ciddi bir sürü fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları doğurduğunu iddia ediyor.

- Eşcinsel erkeklerin çoğunun tahrip edici bir yaşam tarzı olduğunu, HIV ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar kaptıklarını, ve uyuşturucu ve alkol bağımlılığı geliştirdiklerini söylüyor.

- Medyada verilen izlenimin aksine aslına eşcinsel sayısının çok az olduğunu, nüfusun %1-3'ünü oluşturduklarını iddia ediyor.

- Eşcinsellerin çoğunun pedofiliyle ilgisi olmasa bile eşcinsel hareket ve pedofiliyi meşrulaştırma hareketi arasında büyük kesişmeler olduğundan bahsediyor.

İlk olarak adamın "eşcinseller" ifadesini kullanırken erkekleri kastetmesine ne kadar sinir olduğumu belirteyim. Kadınlar eşcinsellikten bahsedilirken bile görünmezler, eşcinsel denince akla gelenler hep eşcinsel erkekler.

Tabii ki eşcinsel yaşam tarzı toz pembe değil, kimin hayatı öyle ki? Bunun eşcinsellikle bir ilgisi yok. Hatta ve hatta, dünyada homofobi denen şey olmasaydı eşcinsellerin psikolojik problemlerinde ciddi azalmalar olurdu bana göre.

HIV'nin eşcinselliğe özgü bir virüs olmadığını, hetero/eşcinsel/aseksüel vs. herkesin HIV kapma olasılığının olduğunu sağır sultan bile biliyor artık herhalde.

Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı da eşcinsellere özgü bir durum değil. Böyle tiplerin aklında "eşcinsel yaşam tarzı" denince 24/7 çılgın partilere giden, deli gibi uyuşturucu kullanan, parlak ve kaslı vücütlarıyla sürekli yarı çıplak gezen 20'li yaşlardaki eşcinsel erkekler geliyor herhalde. "Tahrip edici" dedikleri parti-uyuşturucu-alkol yaşam tarzını hetero ya da eşcinsel herkes belli bir yaştayken yaşıyor. Ve büyüdükçe o yaşam tarzından uzaklaşıyor. Bu eşcinselliğe özgü bir durum değil dediğim gibi. Ayrıca "eşcinsel yaşam tarzı" cafelerde oturup çay içmek, kitap okumak, müze gezmekten ibaret olan bir sürü insan biliyorum. Benim bütün gün nette dolanmak, blog yazmak, fan fiction okumak, arada okula gidip gelmek ve haftada bir gün falan bir pub'da bir şeyler içmekten oluşan "tahrip edici eşcinsel yaşam tarzı"mı da hiç görmemiş kesinlikle bu adam.

Eşcinsellerin toplumun %1-3'ünü oluşturduğunu söyleyene ben "Hadi ordan" derim. Bunun daha biseksüeli var, bi-curious'u var, "Normalde karşı cinsle birlikte oluyorum ama arada hemcinsimle de birlikte olurum" diyen heteroflexible'ı var, onun tersini söyleyen homoflexible'ı var, kendini queer olarak tanımlayanı var, kendine etiket yapıştırmayı reddedeni var, in-the-closet modunda gizli gizli yaşayanı var; bunları toplasan 10 kişiden 3'ü falan eder herhalde. Kadınlarda belki daha da fazla eder.

Eşcinsellik ve pedofili alakasıyla ilgili yorumuna da pfhffff diyorum artık. Pedofillerin çoğu heteroseksüel erkekler değil mi?

Bu adama Jonathan Richman - I was Dancing in the Lesbian Bar gelsin.



Well I was dancing at a night club one Friday night
And that night club bar was a little uptight
Yeah, I was dancing all alone a little self conscious
When some kids came up and said, "for dancing come with us."
And soon...

I was dancing in a lesbian bar.

Well in the first bar things were alright
But in this bar, things were Friday night.

Well in the first bar things were stop and stare
But in this bar things were laissez faire.

I was dancing in the lesbian bar.

Thursday, 20 January 2011

because we're standing in the way of control

Pelin Batu'nun Tarihin Arka Odası programında canlı yayında Kanuni'nin Sadrazamı ile eşcinsel ilişkisi olduğunu söylemesiyle ilgili bu haberi gördüm şimdi. Daha doğru düzgün bir kaynakta bulamadım malesef.

Haberin başlığı "Pelin Batu'dan Kanuni Gafı".

Biri birinin eşcinsel olduğunu iddia etti diye illa gaf mı oluyor bu? TDK'nın gaf tanımı: patavatsızlık, zamansız söylenen söz, pot. Söylenmemesi gereken şey yani. 193719 tane padişahtan en azından birkaçının eşcinsel olma ihtimali olamaz çünkü, böyle şeylerin uluorta söylenmemesi lazım. Anladığım kadarıyla insanlardaki zihniyet bu.

Haber diyor ki:

"Muhteşem Yüzyıl dizisinden sonra şimdi de Pelin Batu, Kanuni Sultan Süleyman'la ilgili aslı astarı olmayan bir iddiayı gündeme getirdi."

Aslı astarı olmadığını nereden biliyoruz? Bir olayın haberini verirken araya kendi zavallı düşüncelerini tıkıştıran gazetecilere sinir oluyorum. O ne öyle blog yazar gibi.

Yine haber diyor ki Murat Bardakçı anında tepki göstermiş Batu'nun lafına. Programı izlemediğimden bilemiyorum ne dedi. Ama Murat Bardakçı'nın Kanuni zamanında onun yakın çevresinde yaşamış biri olmadığını, her şeyin her zaman olduğu gibi kaydedilmediğini, dolayısıyla tarih boyunca olan her şeyi tam anlamıyla bilebilme ihtimalimizin olmadığını biliyorum.

Bir diğer bildiğim şey ise Batu'nun iddiası yersiz bile olsa, birinin eşcinsel olduğunu iddia etmenin sanki hakaretmiş gibi hemen yalanlanıp tepki görmesine sinir olduğum.

Ama haberde en sinir olduğum şey Erhan Afyoncu adlı adını ilk kez duyduğum insanın Batu'ya verdiği cevap:

“İbrahim ile Kanunu çocukluktan beri beraber büyüyorlar. Gayri ahlaki bir ilişki yok.”

Evet, çocukluktan beri beraber büyümüş 2 insanın seks yapabilme ihtimali yok çünkü.

O da değil,

"Gayri ahlaki" nedir ya? Canlı yayında eşcinselliği ahlaksızlık olarak nitelemenin hala yasal olduğu bir ülkenin vatandaşı olmaktan utanıyorum.

Öyle ahlakın içine sıçayım mümkünse.

Tuesday, 18 January 2011

the queerest of the queer

Bugünlerde İngiliz basınında yer bulan konulardan biri Cornwall'da Hristiyan bir çiftin sahip olduğu bir otelde kendilerine double oda verilmeyen bir gay çiftin açtığı dava. Mahkeme otel sahiplerinin kanun dışı hareket ettiğine ve ayrımcılık yaptıkları için çifte tazminat ödemeleri gerektiğine karar verdi.

Basında dikkat çeken bir diğer konu ise Londra'nın (hatta Avrupa'nın) en ünlü gay clublarından G-A-Y organizatörünün hayranlarının çoğu ergen straight kızlardan oluşan bir boyband'i mekanda konser vermesi için ayarladıktan sonra Twitter'da "straight insanlar gelmezler umarım, burası gay mekanı" modu şeyler yazması. Öyle ki, konser gecesi mekana gelen "femme görünümlü" gay kadınları bile geri çevirmişler. Olayın haberinde "Eğer Hristiyan otel sahiplerinin insanları gay oldukları için geri çevirmesi ayrımcılıksa, gay mekan sahiplerinin insanları hetero oldukları için içeri almaması ayrımcılık değil mi" türü yorumlar yer alıyor. Bu iki durum kesinlikle aynı şey değil. Çünkü:

1- Tam oranları bilemiyorum ama İngiltere'de 100 heteroseksüel otel/pansiyon vs'ye karşılık 1 gay otel/pansiyon vs. vardır herhalde. O da sadece bazı şehirlerde. Gay çiftlerin hetero otellerde konaklamak zorunda kalması normal yani.

2- Gay insanların otellere "Buranın sahipleri hetero, olay çıkarayım" diye bir amaçla gitmesi gibi bir olasılık yok. Hetero insanların gay mekanlara "Burası 'ibne' dolu, kavga çıkarayım" diye bir amaçla gitmesi gibi bir olasılık var.

3- Gay insanların hetero mekanlara turist gibi meraktan bakmaya gitmesi gibi bir olasılık yok, nitekim dünyanın çoğu hetero zaten. Hetero insanların gay barlara sırf meraktan, "Gay barlar nasılmış bir görelim" modunda gayleri deney faresi yerine koyarak gitmesi gibi bir olasılık var.

4- Gay insanların Hristiyan ya da hetero oldukları için insanlara şiddet uygulaması gibi bir olasılık yok. Heteroseksüel insanların gay oldukları için birilerine şiddet uygulaması gibi bir olasılık var.

Daha sayayım mı?

G-A-Y fena halde mainstream olduğundan, cheesy pop tabir edilen şeyler çaldığından, içerideki kitle 18-24 yaş arası skinny jean'li queen erkeklerle ya aşırı kadınsı ya da chav kızlardan oluştuğundan, biraz önce bahsettiğim gibi hetero olduğu halde meraktan gelen kitle bol olduğundan ve genel olarak clublardan artık hazzetmediğimden gideceğim bir mekan değil. "Madem hetero kızları istemiyordunuz, niye boyband sahneye çıkarıyorsunuz" diye düşünmüyor muyum, düşünüyorum. Kapıdaki geri çevirme politikasının "Sen gay görünmüyorsun" olmasına karşı mıyım, karşıyım. O giriş politikasıyla ben bile alınmazdım içeri.

Ama gerçekten straight insanların zaten 10380329 club var gidip rahat rahat eğlenebilecekleri, gay mekanlara gitmelerinden hoşlanmıyorum. Gay'lerin en liberal ülkelerde bile rahatsız edilmeden kendileri olabilecekleri mekan sayısı sınırlı (şiddet görmüyor olsalar bile hetero mekanlarda öpüşen iki erkeğe hetero bir çifte bakılmadığı kadar bakılıyor, ki şiddet görmeyecekleri çok az ülke var dünyada). O yüzden zaten sayısı bu kadar az olan "kurtarılmış mekanlar"ın toplumdaki dominant grup olan heteroseksüeller tarafından "invade edilmesi" çok saygısızca. Ben hetero olsam gay'lerin kendi kendilerine olmak istemelerine saygı duyar, o grubu çok görmek istiyorsam da G-A-Y'dakine gitmez, başka bir mekanda verdikleri bir konsere giderim.

Özetle: straight insanların gay arkadaşlarıyla birlikte gitmedikleri sürece gay mekanlara gitmelerine karşıyım.

Tuesday, 7 December 2010

straight is (not) great



Üyesi olduğum bir sitede birisi (kadın) kendisine abazanın tekinden gelen bir özel mesajı paylaşmıştı. Bahsetmeden duramadım gerçekten. Okuyunca nedenini anlayacaksınız:

"I see from your profile that you seem to be engaged in a relationship with another female. I see this all the time and it makes me sad because I know that you and also her have never found a real man that can hold your attention. Since lesbians don't exist and the relationships between the supposedly lesbian women are sexless I assume that you both do this for your protection or something? I'd like to talk further on this so here's my number xxx-xxx-xxxx. I'll anticipate your call soon."

Holy fuck gerçekten sevgili okuyucular. Hayattaki her türlü homofobik, beyinsiz lafı duyduğumu sanıyordum ama böylesini ilk kez görüyorum. "Lesbians don't exist and the relationships between the supposedly lesbian women are sexless"?! Lol. Bir de telefonunu vermiş gerzek herif, neyi tartışacaksa.

Dünyada ne idiotlar var yarabbim. Akıl fikir böylelerine.

Monday, 16 August 2010

a long time ago, we used to be friends

2 hafta öncesine ait de olsa bu haberi yeni gördüm.

"Vakit, eşcinsellere tazminat ödeyecek
Yargıtay, Üskül’ün, KAOS-GL’ye yaptığı ziyaret için “sapıkları ziyaret etti” diye yazan Vakit’in tazminat ödemesine karar verdi

Gey ve eşcinsellerin sivil toplum örgütü KAOS GL Derneği, 2008 yılında, “Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma” adı altında bir etkinlik düzenledi. Toplantıya Ak Partili, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül de katıldı. Vakit gazetesinin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven, Üskül’e köşe yazısında, “Üskül’ün tercihi sapıklardan yana” ifadeleriyle tepki gösterdi. Yazıda, “Tutmuş, cinsel sapıkların toplantısına katılmış! Affedersiniz.şey-nelerin toplantısında boy göstermiş! ‘Cinsel tercihlerinden dolayı ayrımcılığa uğramamalarının teminatı’ olarak bugünkü yönetimi göstermiş! Vay be! Ak Partili bir vekil... ‘homoseksuel eğilimlerin teminatı olduklarını ilan edebiliyor! Ne günlere kaldığımızın resmi!” denildi.

Kaos GL, Vakit ve Arseven aleyhine tazminat davası açtı. Yerel mahkeme davayı reddetti. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararı bozdu. Daire, “cinsel yönelimleri farklı olan kişilere hakaret niteliğindeki” ifadeler nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtildi. Karar, eşcinselliğin hastalık olduğunu savunan Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf hakkında açılacak olası tazminat davaları açısından da emsal teşkil ediyor."

-İlk olarak "gey" kelimesinden nefret ediyorum. Gidip yabancı bir dilden bir kelime alacaksanız adam gibi alın, böyle Türkçeleştirme çabasına girilince ortaya ne idiği belirsiz garip kelimeler çıkıyor. İkincisi, "gey ve eşcinseller" nedir ki? Böyle redundant (aynı anlamı taşıyan ve dolayısıyla gereksiz kelimeler kullanmak, i.e. Michael Jackson şarkıcısı, ÖSS sınavı) ifadeler beni sinir ediyor. Lütfen haberi yazan Milliyet insanı bana gay ve eşcinsel arasındaki 7 farkı açıklasın. Bir de 2 paragrafta bile sürüyle bulunan yazım hatalarını düzeltsin o sırada.

-AKP ile ters düşmek istemeyen gazetelerin bir süredir yazarlarının "AKP'li" yerine "Ak Partili" ifadesini kullanmasında ısrar ettiklerini bilmem biliyor musunuz. 41 kere dersek olur mantığında bir "ak kaşık" hikayesi sanırım.

-Vakit yazarı demiş ki: "[AKP vekili] 'Cinsel tercihlerinden dolayı ayrımcılığa uğramamalarının teminatı' olarak bugünkü yönetimi göstermiş! Vay be! Ak Partili bir vekil ‘homoseksüel eğilimlerin teminatı olduklarını ilan edebiliyor! Ne günlere kaldığımızın resmi!" Vakit yazarı bir insanın ağzından çıkan bir lafa hak vermek tüylerimi ürpertiyor ama katılmadan edemiyorum. AKP'ye mi kalmış LGBT haklarını korumak? Give me a break.

-Mahkemenin kararı "cinsel yönelimleri farklı olan kişiler" gibi homofobik bir ifade kullanılmış olsa bile sevindirici. İnsanların bu tür lafların yanlarına kalmayacağını görmeleri açısından süper. Ama "cinsel yönelimi farklı" nedir ya? "Heteroseksüellik normal, eşcinseller farklı (yani anormal)" demek oluyor bu. Daha çok yolu var yani ülkem insanının.

Saturday, 3 July 2010

who would give a law to lovers? love is unto itself a higher law.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) adlı adını ilk kez duyuyor olduğum bir kurum Türkiye'de eşcinsel evliliğe bakış konulu bir anket yapmış. Ankette sürpriz olmayan bir şekilde Türk insanının eşcinsel evliliğe sıcak bakmadığı sonucu ortaya çıkmış. Habere buradan bakabilirsiniz.

Buraya kadar her şey normal. Ama kafama takılan bazı şeyler var:

-Ankete %54'ü erkek, %34'ü kadın ve %12'si "eşcinsel, biseksüel, travesti veya transseksüel" olmak üzere 5000 kişi katılmış.

Birincisi dünyada sadece Türkiye'de yapıldığını gördüğüm travesti ve transseksüel ayrımını çok saçma buluyorum. LGBT yerine LGBTT kısaltmasını kullanmak falan gerçekten başka ülkelerde olmayan bir şey. LGBT toplumunun bu TT olayını benimsemesini doğru bulmuyorum, çünkü bu ayrım travesti=seks işçisi önyargısını pekiştirmekten başka bir işe yaramıyor. İnsan travestiyse mutlaka para karşılığı seks yapıyor olmalı miti travestileri transseksüellerden ayrı tutarak güçlendiriliyor. Travesti de gayet transseksüeldir, ikisine de trans denmesi en doğrusu bence.

İkincisi %54'ü erkek, %34'ü kadın ve %12'si LGBT ne demek ki? LGBT'ler kadın ya da erkek değil mi? Bu kadar salak bir sınıflandırma olabilir mi gerçekten?

-"Eşcinsel evliliğe ülkemizde izin verilmeli midir?" sorusuna ankete katılanların %8'i "evet", %86'ı "hayır" ve %6'ı ise "fikrim yok" yanıtı vermiş. %12'si LGBT olan anket insanlarının sadece %8'inin "evet" cevabı vermesi gerçekten üzücü. Hiç bir zaman evlenmeyi düşünmüyorum; evliliği genel olarak gereksiz ve heteroseksüel olduğunda kadını baskılayıcı, eşcinsel olduğunda eşcinselleri içinde istemeyen heteroseksist düzene dahil olma çabası olarak görüyorum. Ama bu eşcinsellerin evlenme seçeneğinin olmaması gerektiğini düşünmem anlamına gelmiyor, o seçenek kişiye ait olmalı. Kısacası evlenmek isteyen eşcinselleri ve evlilik kavramını anlamıyor olsam da eşcinsel evliliği sonuna kadar destekliyorum. Bu yüzden insanların nasıl LGBT bir birey olarak kendini tanımlayıp (ki o ankete katılan bir sürü insan hetero olmadığı halde kendini o şekilde tanımlamıştır ankette) eşcinsel evliliğe "evet" yanıtı vermediğini aklım almıyor. Kişinin kendi kimliğine yönelik bir homofobi söz konusu sanırım.

-Bu CİSED adlı kurumun genel başkanı Dr.Cem Keçe aşağıdaki lafları etmiş ayrıca habere göre, hiç birine yorum getirmeme bile gerek yok (ama yine de yorumlarımı parantez içinde belirttim), they're pretty self-explanatory ve everyone knows how I feel about homophobia:

"İzlanda Başbakanı Johanna Sigurdardottir'in birlikte yaşadığı kız arkadaşı Jonina Leosdottir ile evlenmesini medyanın en az Heteroseksüel evlilikler gibi doğal ve normal bir durum olarak sunması, toplum ruh sağlığı açısından sakıncalar doğurabilir, çocuklarımızın ve gençlerimizin kafasını karıştırabilir (eşcinsel evliliğin anormal olduğunu çocuklarımızın kafasına kazıyıp onları da minik homofoblar olarak yetiştirmeliyiz yani, god forbid eşcinsellerin normal insanlar olduğu gibi ahlaksız fikirler edinebilirler çünkü yoksa). Yurt dışındaki otoriteler ve ülkeler eşcinsellik hakkındaki görüşlerini bilimsel verilere göre değil tamamıyla ideolojik yaklaşımlarına ve kapitalist sistemin dayatmalarına göre oluşturmuştur (eşcinselliğin normal ya da doğal olmadığına dair bir bilimsel veri yoktur, "normal" kavramı zaten bilimsel bir kavram değildir, görecelidir). Sorumluluk taşıması gereken bir başbakanın yaptığı eşcinsel evlilik, eşcinselliğin toplum tarafından doğal ve normal bir durum olarak algılanmasını sağlamayacaktır (eşcinselliğin sorumsuzluk örneği olduğuna dair homofobik bir görüşe zaten mantık içinde denilecek bir şey bulamadım)."

-CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak: "CİSED olarak yeni bir görüş ortaya atıyoruz: Biz eşcinselliğin tek bir durum olmadığını, birçok alt tipi olduğunu, tek bir yapı olarak ele alınmaması gerektiğini ve bazı alt tiplerinin tedavi edilebileceğini, eşcinselliğin bir tercih olmadığını ama eşcinsel ilişki yaşamanın bir tercih olduğu görüşünü savunuyoruz."

Niye kimse heteroseksüelliğin alt tiplerini falan araştırmıyor, for the love of god? Ayrıca "Bazı alt tipleri tedavi edilebilir" falan nedir ya? Hangi tarih öncesi dönemde yaşıyor bu insanlar? Kendilerini bilim insanı, araştırmacı falan olarak görüyorlar bir de; homofobik görüşlerine bilim adı altında kredibilite kazandırmaya çalışan bigot'lar is more like it.

Ayrıca "eşcinsellik tercih değildir ama eşcinsel ilişki yaşamak tercihtir" ne biçim bir laf öyle? Niye kimse heteroseksüel ilişki yaşama tercihinden bahsetmiyor o zaman? İnsanlar "eşcinsel" olmamak için hayatları boyunca hiç ilişki yaşamasınlar mı?

-CİSED Genel Sekreteri Psk. Dan. Fatma Ayrık: "Biz CİSED olarak, tedavi arayışında olan, tedavi olamayacaksa intihar etmeyi düşünen ve değişim isteyen eşcinsellere tedavi şansının verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak kimseye zorla, istemediği halde "sen tedavi olmalısın" deme gibi bir hakkımız da olamaz. Bu ayrımın iyi yapılması gerekmektedir. "Ben eşcinsel bir hayat sürmekten mutluyum" veya "eşcinsel bir yaşamı tercih ediyorum" diyen bir arkadaşımıza "hasta" demek çok yanlıştır. Değişim isteyen eşcinsel arkadaşlarımızı ve ailelerini dinlemeden, aile, cinsel ve geçmiş hikâyelerini almadan "sen eşcinselsin ve bu durumla yaşamak zorundasın" demek de çok ama çok yanlıştır."

Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını ve tedavi edilemeyeceğini ama homofobinin tedavi edilebilir bir sosyal hastalık olduğunu ne zaman öğrenecek acaba ülkem insanları? Bir sonraki milenyumda bu konuya geri dönelim.

Gender and Sexuality Studies'i meslek edinmek isteyen bir insan olarak ülkemizdeki cinsiyet ve cinsellik araştırmalarının böyle tiplere kaldığını görmek beni çok sinirlendiriyor.

Tuesday, 8 June 2010

lonestar

Sözlükte "herkes biseksüel olsa olabilecekler" başlığında aşağıdaki entry'i gördüm:

"insan, her durumda birbirini dışlamak için sebep bulabilen bir yaratık olduğu için bu kez de çiftler toplumdan dışlanmaya başlayacaktır.
"iki kişilik ilişki mi olur ulan! aşın bunları artık. hangi devirde yaşıyoruz?..." diyen yeni nesil namus bekçileri türeyecektir."

Biseksüelliğin "ikiden fazla kişilik ilişki" anlamına gelmediğini yazdığımda gelen cevap:

"biseksüellik "ikiden fazla kişilik ilişki" demek değildir ama heeerrrrrrkesin biseksüel olması demek, ikili ilişkilerin ve çekirdek aile kavramının sonunu getirecek bir ütopyadır.
örneğin; heteroseksüel erkekler, ilişkilerinde eşlerini ikinci bir erkekten sakınma eğiliminde olmalarına rağmen ikinci bir kadına itiraz etmezler. eşinin biseksüel olması, diğer kadınlarla birlikte olması* ama erkekler arasında sadece kendisi ile ilişki kurması için cinayet işleyebilecek heteroseksüel erkekler var. yok değil.

tekrar heeerrrrrrkesin biseksüel olması fikrine dönersek; sevişen bir çiftin her bir tarafı için de arzulanabilecek üçüncü bir kişi asla kapı dışarı edilmeyecektir. çoğunluğun heteroseksüel olduğu ve eşcinselleri dışladığı toplumda ikili ilişki normalken* heeerrrrrrkesin biseksüel olması durumunda grup seks normal olacaktır. ikili ilişki, mastürbasyonun bir level sonrası olarak anılacaktır. insanoğlu orgy yapmaktan başını kayşıyacak vakit bulamayacaktır."


Heteroseksüel erkekler eşlerinin kendilerini bir kadınla aldatmasına ses çıkarmazlar gibi bir şey olmadığını belirtelim. İki kadının fucking eylemini gerçekleştiremeyeceği düşünülüyor bazı hetero erkekler tarafından ve dolayısıyla eşlerinin kendilerini bir kadınla aldatmasının aldatmak sayılmayacağına dair garip bir inanç ortaya çıkıyor. Ama şöyle bir gerçek var ki, two women can fuck. Ayrıca aldatma aldatmadır, bir takım abaza bigot'lar dışında hiç bir hetero erkeğin eşine "Beni kadınlarla aldatabilirsin hayatım, sorun değil" diyeceğini sanmıyorum gerçek hayatta.

Ayrıca biseksüellerin kadınla birlikte olsa gözünün erkek arayacağına, erkekle birlikte olsa kadın arayacağına dair bir myth var. Bunun sonucunda biseksüellerin asla tek bir insanla tamamen tatmin olamayacağına, her zaman bir şeylerin eksik olacağına inanılıyor. Böyle bir şey yok. Biseksüellerin (biseksüelliği maymun iştahını örtme bahanesi olarak kullananlar ya da yapısında heteroseksüel ya da gay bir insandan farksız olarak aldatma alışkanlığı bulunduranlar dışında) herhangi bir zaman diliminde hemcinsleriyle birliktelerse eşcinsellerden, karşı cinse ait biriyle birliktelerse heteroseksüellerden bir farkı yoktur. Hatta çoğu heteroseksüel dönemlerinde hemcinsleri hakkında düşünmez bile (tanıdığım biseksüellerle olan muhabbetlerime göre), ve vice versa. Hetero ve eşcinsel dönemler arasında gidip gelirler gibi bir şey hani, aynı anda iki cinse birden ilgi duymak deneyimlerime göre porno filmlerde olan bir durum genelde. Biseksüeller heteroseksüellerle ve eşcinsellerle aynı derecede sadıktırlar, tek eşlidirler. Grup sekse yatkın falan değildirler. "Sevişen bir çiftin her bir tarafı için de arzulanabilecek üçüncü bir kişi asla kapı dışarı edilmeyecektir" gibi bir durum yoktur, biseksüeller her daim threesome hayalleri kurmazlar.

PS. Entryler silinmiş.

Tuesday, 11 May 2010

a single man, again

A Single Man'e fena takılmış bulunuyorum. Hayatım boyunca bu kadar kendimde özdeşleştirdiğim çok az film oldu. Normalde o kadar yavaş işleyen filmlerden sıkılmama rağmen A Single Man defalarca daha izleyebilirim sırf o renkler için.

Sözlükteki A Single Man başlığına arada bakıyorum. Bugün baktım, şöyle bir entry gördüm:

42. görsellerle ve nefis aforizmalarla süslenmiş ibneli film. böyle bol bol fotografik erkek dudağı zoom, kaslı erkek götüne yakın plan, soluk ışıklı fonda erkek memesi filan, bildiğin görsel şölen yani.

duygusal sahneleri doğrultusunda ibneleri ağlatmayı başarmaya yönelik ısrarcı tutumuyla bildiğin baş yapıt. yahudi katliamına da gönderme yapsaydı seriyi tamamlıycakmış. ferzan'ın kulakları çınlasın.
(
debelendimdeduruldum, 10.05.2010 22:51 ~ 23:12)

Birincisi "ibne" kelimesi gerçekten çok, çok çirkin bir kelime. İnsan homofobik olabilir tabii, ama homofobi utanılası bir şeydir. Gelişememiş bir karakter, ruh ve zihin belirtisidir. Bu kadar rezil bir şeyin (hatta karakterlerindeki bir kusur olan bir şeyin) sanki gurur duyulası bir şeymiş gibi neden reklamını yapıyor insanlar gerçekten anlamıyorum. İçinde tutsa neyse.

Ama asıl olarak konusu hayatının aşkını kaybetmek, ölüm, yas tutmak, acı çekmek olan ve eşcinselliğe dair gösterdiği tek şey 2 saniye süren masum bir öpücük olan bir filmi "ibneli film" olarak tanımlamaya "Pes yani"den başka diyecek şey bulamıyorum. Donald Duck'ın pantolonu yok diye müstehcen olduğunu iddia eden tipler gibi aynen. Ne kadar aklı sikinde düşünüyor bazı insanlar. O kadar şeyin arasında filmin %1'ini bile oluşturmayan bir nokta olan eşcinselliğe takılmak insanların zihinsel kapasitesi hakkında çok şey söylüyor bence.

Sunday, 9 May 2010

this coffee tastes like poopy shit

Bugün Bir Lezbiyene Asla Söylememeniz Gereken 10 Şey başlıklı bir yazı gördüm. Türkiye'de şu ana kadar benden başka kadınlar için lezbiyen yerine gay kelimesini kullanmayı tercih eden birini ya da konuya bu kadar mantıklı yaklaşabilen erkek görmemiş olduğumdan yazının başka bir yerden alınıp Türkçe'ye çevrilmiş olabileceğini düşündüm. Google'da 1 dakikadan kısa süren bir arama sonucu yazının aslını buldum. Tahmin ettiğim gibi kaynak belirtilmeden aynen başka yerden çevrilip copy-paste yapılmış. İnsanlar niye böyle şeyler yapıyorlar bilmiyorum. Ben yazmayı seviyorum çünkü güzel bir şey yazdığımda onu benim yarattığımı bilmek beni mutlu/tatmin ediyor. Başkasının yazdığı bir şeyin altına kendi adını yazdığı için insan kendisiyle neden gurur duyar merak ediyorum; benim için bu mutluluk vermenin tam tersine kendim onu yazacak yeterlilikte olmadığımı gözüme sokar ve kötü hissettirirdi.

"Bu konuya mantıklı yaklaşabilen erkek görmemek"ten kastım ise kendini en eşcinsellere anlayışlı sayan insanların bile aslında eşcinselliği heteroseksüellikle aynı seviyeye koymaması. Türkiye'deyken iyi arkadaşım olarak gördüğüm iki insanın davranışları beni buna iyice inandırdı. Önce hiç beklemediğim bir insandan "Ama senin bu durumun geçici, doğru erkekle tanışmamışsındır ondandır" şeklinde bir tepki aldım, yüzümdeki WTF?! ifadesinden başka verecek cevap bulamadım. Bundan 1-2 gün sonra da birkaç arkadaşımla otururken ve herkes ilk aşkını anlatırken ben de anlattığımda "Ama seninki aynı şey değil" tepkisi aldım. Hoşlandığım bir erkekten, eski erkek arkadaşımdan vs. bahsedecek olsam ilgiyle dinleyecek olan kalabalık bir kadından bahsettiğimde susup sanki ben hiç konuşmamışım gibi başka bir konuya atlıyordu. Nedense sevgilimin bacaklarının arasında bir penis olmaması benim onunla olan ilişkimi, kendimi tanımlama şeklimi, ona duyduğum aşkı ve ayrıldığımızda yıllarca üstümden atamamış olduğum depresyonu geçersiz yapıyor galiba.

There's this illusion that homosexuals have sex and heterosexuals fall in love. That's completely untrue. Everybody wants to be loved. ~Boy George

Friday, 7 May 2010

as far as i'm concerned, being any gender is a drag

Barcelonalı 2 erkek futbolcunun sevgili olması haberine büyük ihtimalle denk gelmişsinizdir. Her gün internetten bir sürü İngiliz gazetesinin haberlerine göz atıyorum, burada hiç bir şekilde bahsedilmeyen bu olay Türk basınında "şok haber" şeklinde geniş yer bulmuş (Türk milletindeki cinselliğe olan aşırı merakın sebebi nedir bilmiyorum, insanlar cinselliklerini istedikleri gibi yaşayamadığı ve bastırmak zorunda kaldığı için olsa gerek).

Haberin Ekşi Sözlük'teki başlığına daha gününde 3 sayfa şey yazılması da bunun bir yansıması herhalde. Yazılanları okudum, 60'a yakın entry arasında "Adamların özel hayatı, bizi ilgilendirmez" konseptli aklı başında maksimum 3 tane entry vardı. Geri kalanı ya "vay ibneler" şeklinde, ya "Fotoğrafta kesin sevgili olduklarını belirten bir şey yok" kıvamında ya da salak eşcinsel şakalarından oluşmaktaydı. İlk ve son zihniyetteki insanlar hakkındaki düşüncelerimi zaten artık biliyor olmalısınız, o yüzden bir daha bahsetmiyorum. Ama "Bence sevgili değiller, basın uydurmuş"çular beni gerçekten Türk toplumunun sosyolojik yapısı üzerine düşüncelere yöneltti.

Basının gerçekten bazen birbirinden alakasız şeyler uydurduğunun farkındayım. Ama fotoğrafı Google'dan bulduğunuzda göreceksiniz ki gayet tartışma sonrası barışan bir çift objektife yakalanmış. "Arkadaştırlar, basın abartmış" gibi bir şey yok yani bariz. Özellikle dikkatimi çeken 2 entry vardı, "Adamlar arkadaşça yakın duruyor olabilirler, biz Türk milleti olarak bu tür şeylere yatkınız, erkeklerimiz sarılıyor falan, bu bakış açısına göre baksak bizden bir tane erkek çıkmaz" şeklinde. Birincisi bu inkarın nedeni nedir? Eşcinselleri görmezden gelmek onların olmadığı anlamına gelmiyor ama insanlar buna inandırmaya çalışıyorlar nedense kendilerini. Erkeklerdeki gay erkeklere olan nefretin kaynağını gerçekten merak ediyorum; dışa vurulamamış bir eşcinsellik nedeniyle açık bir şekilde gay olanlara homofobik yaklaşmak olduğunu düşünüyordum önce. Ama sonra "Adamın am mı göt mü siktiği ne fark eder" şeklinde bir entry görünce fark ettim ki bu "sikilen" tarafın aşağı görülmesinden kaynaklanıyor. Kadın da o yüzden aşağılanıyor, "sikmek" yerine "sikilme"yi tercih eden erkek de, gay erkeğin "sikme" ayrıcalığından vazgeçme olasılığı "erkekliğe", erkek egemenliğe, ve dolayısıyla tanımadığı hetero herifin tekinin "erkekliğine" bir darbe gibi algılanıyor çünkü bu zihniyet tarafından. "Böyle bakarsak bizden bir tane erkek çıkmaz"ın da kaynağı bu yani. Çok komik. "Erkek" anlayışı ne insanların acaba?

Monday, 12 April 2010

why more comfortable seeing two men holding guns than holding hands?

Deniz Harp Okulu'ndaki iki erkeğin tuvalette yakalanmasıyla ilgili bu haberi okudum az önce.

Aklımdan geçenler:

1- Eşcinselliğin "tüyleri diken diken eden cinsel sapkınlık" olarak tanımlanmasına LOL diyebiliyorum sadece. Ait olduğunuz prehistorik döneme geri dönün lütfen (bu cümleyi bundan sonra çok kullanacağımı tahmin ettiğimden AOPDGD diye kısaltmaya karar verdim).

2- Bu öğrencilerle ilgili yasal işlem yapılmadığından şikayet edilmiş. Eşcinsellik yasadışı değil ülkemizde bu tür yaşam formlarının üzüleceği üzere.

3- Okul komutanı önce öğrencilerin "şahsi tercihleri" olduğu gerekçesiyle konunun kapatılmasını isterken daha sonra velilerin ısrarları üzerine öğrencilerin ailelerine çocuklarını kendileri okuldan almalarını istemiş. Keşke "şahsi tercih" görüşüne sahip çıkabilseymiş kendisi, orduda homofobi konusunda Amerika'dan falan daha gelişmiş bir tavır koymuş olurmuş en azından.

4- Çocukların aileleri "Keşke bunu öğreneceğimize çocuklarımızın öldüğünü öğrenseydik" demişler. Kafayı mı yediniz acaba? Bence öyle. Çünkü hiç bir aklı başında anne-baba çocuğunun ölmüş olmasını dilemez. Çocuğum eşcinsel olarak mutlu olacaksa mutsuz olsun, hatta ölü olsun demek nasıl bir mantıktır? AOPDGD 2 kesinlikle.

İnsanlar kafayı yemişler.

Thursday, 1 April 2010

you can't love who you want to love in times like these


Alternatip'te "gençliğin eşcinselliğe özendirilmeye çalışılması" diye bir topic açmış birisi, günlerdir o tartışılıyor. Homofobi ile ilgili o kadar çok şey yazdım ki, artık aynı şeyleri tekrar etmekten üşeniyorum. Zaten ben oturup saatlerce mantıklı bir şekilde anlatmaya çalışsam da o tür insanlar için bu bir şeyi değiştirmeyecek. O yüzden bunu belirtip topicten çıktım en son, günlerdir gözüme çarpıyor, yine de ısrarla girip bakmıyorum kim ne yazmış diye çünkü bu tür "düşünce" denemeyecek kadar düşünme eylemi içermeyen şeyleri gördükçe boşu boşuna sinirleniyorum, o insanların öyle ot zekasıyla yaşayıp gideceklerini ve onların ufuklarını genişletemeyeceğimi bilmek beni çok büyük bir hayal kırıklığına uğratıyor. Daha fazla aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum, o yüzden konu ile ilgili bütün post'larımı -bulabildiklerimi- buraya topladım.

Gerçekten hayatta bir tür karma olmasını ve homofobiklerin eğlence, konuşmuş olmak için ya da her ne amaçla bilemiyorum ettikleri (ve insanların duygularıyla, özgüvenleriyle, özsevgileriyle ve bazen de hayatlarıyla oynadıkları) bu lafların onlara bir gün bir şekilde döneceğini umuyorum.















Şarkı sözü de eklemesem olmazdı:

Homophobia
The worst disease
You can't love who you want to love in times like these


PS. Kalbimin prensesi Dilara, sana yolladığım "Paris'e geliyorum" konseptli mail'i aldın mı acaba?