Cumartesi günüm baştan aşağı tam bir alışveriş çılgınlığı ile geçti. Önce Primark ve Marks and Spencer'da işe giyilecek chino ve şifon gömlek stoğumu tamamladıktan sonra asıl alışverişe Selfridges'de başladım. Amacım her indirimde olduğu gibi Marc by Marc Jacobs bir çanta almaktı, ama indirimde doğru düzgün çanta kalmamıştı. Giyim bölümü ise bildiğiniz coşmuştu, %70 gibi bir indirim vardı bir sürü şeyde. 400 pound'dan 50 pound'a düşen ipek bir Diane von Fürstenberg elbise yakalayınca inanamamazlıktan kendimden geçtim denebilir. 16 beden giyen bir insan olarak o 12 beden elbisenin içine kendimi ne güçlükle sığdırdım anlatamam. Ama sığdım sığmasına da, sevgili popo ve göbeğim elbiseyi yukarı kaldırdığından eteği olmaması gerektiği kadar mini oldu. İçimdeki "Bir daha nerede böyle fırsat bulacaksın, al zayıflayınca giyersin hem motivasyon olur" diyen ses ile "Seneler önce motivasyon olur diye aldığın ve hala bileği kapanmayan Lanvin ayakkabıyı, içinden fışkırdığın S beden MbMJ bikiniyi hatırlamıyor musun" diyen ses yarım saat falan kapıştı. O sırada çevremde aç kurtlar gibi dönüp duran kadın sürüsüne kaptırmamak için elbiseyi elimden bırakamadım. Sonunda 50 pound'u daha içime sinecek bir şeye harcamaya karar vererek elbiseyi yerine geri astım. Selfridges'den çıkarken hala acaba yanlış mı yaptım diye düşünüyordum, ama geçti gitti, neyse.
Bütün gün Selfridges'de dolanıp tek bir şey bile alamamış olmaya sinirlenen bünyem hızını alamadı ve eve uğrayıp poşetlerimi bırakarak Knightsbridge'e gittim. Harrods'a gittim, çanta reyonuna baktım, indirim bölümünde ilgimi çeken bir şey yoktu. Birbirinin tepesine tırmanan turist kalabalığının da etkisiyle sinir olup çıktım ve hemen yandaki Harvey Nichols'a gittim. MbMJ maalesef İngiltere'de ABD fiyatına göre çok daha overpriced olduğundan %50 indirimle bile cüzdanlar bana çok pahalı geldi, güzel çanta da kalmamıştı. %50 indirimle 600 küsür pound'a düşmüş olan PS1'lara bakıp iç çeke çeke giysi ve ayakkabılara doğru yol aldım. Giysilerde öyle Selfridges'deki gibi çılgın bir indirim yoktu. Ama ayakkabılar daha çeşitliydi. İndirimdeki ayakkabılar arasında yıllardır istediğim Balenciaga loafer'lar gözüme çarptı, ama maalesef 39 üstü kalmamıştı. Bir anda içime öyle bir Balenciaga ayakkabı isteği doğdu ki, ayağıma inen kara sulara ve vahşi hayvanları andıran kalabalığa aldırmadan Harrods'a geri döndüm. Aynı ayakkabı orada %60 indirimdeydi, ama orada da sadece 36'sı kalmıştı. Eve döndüm, ilk iş bilgisayarımı açıp ayakkabıları aramaya başladım. O akşamdan beri günde birkaç kez aklıma gelen her siteyi kontrol ediyorum indirimde satan bir yer var mı diye. Olmadı yurtdışından getirteceğim, çok fena taktım. Kendimi bir ayakkabıya 200 pound vermenin mantıklı bir şey olduğuna inandırabilirsem tabii.
Showing posts with label balenciaga. Show all posts
Showing posts with label balenciaga. Show all posts
Monday, 7 January 2013
Wednesday, 13 June 2012
#containyourself
Yaz indirimi sezonu açıldı. Harvey Nichols, Matches ve Liberty indirimleri bugün başladı; Selfridges'de ise indirim yarın başlayacak. En heyecanla beklediğim indirim Selfridges'inki, ama yine kendimi tutamayarak indirim sezonunu Selfridges'den önce açtım. İşte bu hafta elime geçirdiğim güzel şeyler (Aquascutum etek maalesef kalçasız insanlar için tasarlandığı için geri dönecek):
Sonia Rykiel Velour Heart Tank £206 £33
Balenciaga RH Murier Day £745 £207
Aquascutum Askham Smart Skirt £175 £35
DKNY Navy Polo £50 £14
Bu da böylece 4. Balenciaga çantam oldu. Çok, çok güzel bir çanta ve satış fiyatının çok altına aldım, ama yine de vicdan azabı duyuyorum. O yüzden ilk Balenciagam olan Calcaire Box'u satma çabalarım yeniden başladı. Bana 2 yıl önce ödediğim fiyatı ödemeyi kabul eden birini buldum, ama nakit ödeme istediğimi söyleyince kadın ortadan kayboldu.
Bu aralar sıkıntıdan fena halde The Purse Forum bağımlısı oldum. Üç yıldır üye olmama rağmen kırk yılda bir alacağım çantaların sahte olup olmadığını onaylatmak dışında pek girmediğim bir siteydi. Eğer internetten alışveriş yapan biriyseniz ve vaktiniz varsa sitenin eBay forumundaki en çok cevap yazılan konuları okumanızı tavsiye ederim. Macera filmi/Brezilya dizisi kıvamında gerçekten. Birkaç gündür günde en az 4-5 saatimi onları okuyarak geçiriyorum, bağımlılık yaptı cidden. Chanel çanta satın alıp "Kutu boş çıktı" diyerek Paypal'den parasını iade alanlar, aynı çantayı 50 kişiye satanlar, gerçek çantayı teslim alıp sahtesiyle değiştiren ve "Satıcı bana sahte çanta gönderdi" diye eBay'e şikayet edenler, çantayı aldıktan sonra "Gelmedi" diyerek bankalarını arayıp kredi kartlarından çekilen parayı geri aldıranlar, her türlü sahtekarlık öyküsüne denk geldim. Paypal'in bariz sahtekar olsa bile hep alıcıyı koruduğunu gördükten sonra kesinlikle satıcı olarak Paypal ile muhatap olmak istemediğime karar verdim. Çok korkunç gerçekten. Sadece nakit, almayan almasın.
Friday, 23 December 2011
Balenciaga Chevre Calcaire Box'umu satıyorum :(
Evin kullanılmayan çantalar cenneti haline gelmesi ve odamdaki iki kapılı dolaplardan birinin sadece çantadan oluştuğunu fark etmem üzerine kullanmadığım çantalarımı satmaya karar verdim.
Son derece orijinal Balenciaga çantalarımdan birini satıyorum. Rengi Calcaire (hafif pembemsi bir tonu olan çok açık bir bej). Modeli Box; First ile aşağı yukarı aynı boyda görünüyor, ama eni daha büyük olduğundan daha çok şey sığıyor.
Bu model ve bu renk artık üretilmiyor, o yüzden çok nadir rastlanan bir çanta olduğunu Balenciaga delisi biri olarak güvenle söyleyebilirim. Çok yumuşak keçi derisinden yapılma. Aynası, toz çantası ve çıkabilen omuz askısı var. Yeni gibi, kullanıldığı hiç belli olmuyor. Belirgin bir lekesi, izi vs. yok.
İki yıl önce İngiltere'den almıştım, aldığımdan beri sadece 2-3 kez kullanmış olduğum için satıyorum. Ben kullanmıyorsam bari başkası kullansın.
Kesinlikle orijinaldir, sahte çantaya elimi bile sürmem. İstediğiniz mağazada ya da Purse Forum'daki Authenticate This Balenciaga bölümündeki uzmanlara onaylatabilirsiniz.
İlgilenenler yorum atarak ulaşabilirler.
Fiyat 900 TL. İzmir'de elden de teslim edebilirim. Çantanın satış fiyatı bunun bilmem kaç katı olduğundan maalesef daha ucuza satmam mümkün değil.




Son derece orijinal Balenciaga çantalarımdan birini satıyorum. Rengi Calcaire (hafif pembemsi bir tonu olan çok açık bir bej). Modeli Box; First ile aşağı yukarı aynı boyda görünüyor, ama eni daha büyük olduğundan daha çok şey sığıyor.
Bu model ve bu renk artık üretilmiyor, o yüzden çok nadir rastlanan bir çanta olduğunu Balenciaga delisi biri olarak güvenle söyleyebilirim. Çok yumuşak keçi derisinden yapılma. Aynası, toz çantası ve çıkabilen omuz askısı var. Yeni gibi, kullanıldığı hiç belli olmuyor. Belirgin bir lekesi, izi vs. yok.
İki yıl önce İngiltere'den almıştım, aldığımdan beri sadece 2-3 kez kullanmış olduğum için satıyorum. Ben kullanmıyorsam bari başkası kullansın.
Kesinlikle orijinaldir, sahte çantaya elimi bile sürmem. İstediğiniz mağazada ya da Purse Forum'daki Authenticate This Balenciaga bölümündeki uzmanlara onaylatabilirsiniz.
İlgilenenler yorum atarak ulaşabilirler.
Fiyat 900 TL. İzmir'de elden de teslim edebilirim. Çantanın satış fiyatı bunun bilmem kaç katı olduğundan maalesef daha ucuza satmam mümkün değil.
Tuesday, 20 December 2011
battle for the sun
Blogger'a birkaç gündür bir şey yazmıyordum, yokluğumda değişmiş mi, yoksa benim bilgisayarım mı kafayı yedi? Yukarıda foto ekle ve spellcheck imgelerinden başka şey kalmamış, yazı yazılan sayfada. İlginç.
**
İstanbul'dan geleli 5 gün oldu. Alışılmadık bir biçimde 5 gündür aralıksız, sular seller gibi yağmur yağıyor. Hava öyle kapalı ki, öğleden sonra 2 gibi falan ışık yakma ihtiyacı duymaya başlıyorum, hatta bazen daha erken. İnsanın ruhunu karartıcı bir hava gerçekten. Ve bunu ne zaman dile getirsem, "E Londra'da hep böyle değil mi, sen orada ne yapıyorsun o zaman" türü bir laf ediyor karşımdaki insan. Neden bilmiyorum, Londra'da havanın günler boyunca gri olması beni çok rahatsız etmiyordu. Belki genelde güneşli olan İzmir'in aksine Londra çoğu zaman gri olduğu için ve yaz dışında güneş çok nadir görüldüğü için havanın kapalı olması sıradan bir şey haline geliyordu, bir tür "blasé" olma durumu. Ya da belki insan öyle bir şehirde başka türlü yaşamanın mümkün olmadığını bildiği için kendini ruh halinin havadan olabildiğince az etkilenmesi için şartlıyor. Bilmiyorum.
İzmir'de (ya da Türkiye'nin çoğunda diyelim) güneşin değerini bilmiyoruz. Ancak olmadığı zaman onun bizim için ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Kış günü bile güneş gözlüğümüz çantamızdan, arabamızdan eksik olmuyor. Hiç hazzetmediğim bir insan modeli olan "otobüste/uçakta yüzüne güneş geldiği anda perdeyi çeken cam kenarı insanları"na dönüşüyoruz.
İngiltere'ye ilk taşındığımda hava yağmurlu ya da buz gibi bile olsa, güneş yüzünü gösterdiği an yarı çıplak bir şekilde parklara akın eden insanları hep garipsemiştim. Ya da "Bugün hava güneşli, dersten sonra mutlaka bahçesi olan bir pub bulmalıyız" diyen sınıf arkadaşlarımı. Ama bir süre sonra onları anlamaya başladım. Güneşli günlerde laptop'umun ekranı görünmez hale gelse bile *asla* odamın perdesini çekmez hale geldim. "Daha güneşin batımına bir saat var" diye mutlu olup, o son bir saati kendimi 10 kez arkamı dönüp güneşe uzun uzun bakmak zorunda hissederek geçirdim. Güneş ne kadar gözlerimi rahatsız ederse etsin, asla güneş gözlüklerimi takmadım; dünyayı güneşin parlaklığı altında görmektense koyulaşmış, grileşmiş bir şekilde görmek, bana bir tür "günah" gibi göründü. Hava güneşliyken mutsuz olamazmışım gibi hissediyor ve gözlük takarsam bir şekilde güneşin bu ruh halimi koruyucu etkisini kaybedeceğimi düşünüyordum. O yüzden havanın günlerdir kapalı olması ve birkaç gün daha bu şekilde devam edeceğini bilmek hoşuma gitmiyor.
Öte yandan, tam olarak rengini bilemediğim bej bir Balenciaga Day çanta sahibiyim artık. Day'lerde çantanın hangi sezona ait olduğunu belirten metal etiket olmadığından çantanın sezonunu ve dolayısıyla renginin adını bilemiyorum. Praline, Sahara ve Granny adlı 3 renkten biri olduğunu sanıyorum. Ama bu üç rengin hiç birini gerçek hayatta görmediğimden, sadece internetteki fotoğraflara bakarak tahminde bulunmaya çalıştığımdan ve Balenciaga çantaların renkleri ışığa/kameraya/flaşa vs bağlı olarak deli gibi oynayabildiğinden emin olamıyorum. Çantamın fotoğraflarını çekip Purse Forum insanlarına sormayı planlıyordum, ama hava gri olduğu için rengi fotoğraflarda olduğundan daha gri çıkıyor. Normalde biraz daha yeşilimsi/sarımsı bir tonu var, o ton fotoğrafa yansımıyor nedense. Güneşli havada çekersem yansıyacağını ve çantamın renginin adını bulacağımı umuyorum. Böyle yazınca baktım ki bir renk ismi için bu kadar kasmam saçma geliyor göze, ama çok kafaya taktım cidden.

PS. 5 gündür bir de aralıksız balık yiyorum. Hala sıkılmış değilim. Her gün deniz ürünü yesem hayat ne güzel olur.
**
İstanbul'dan geleli 5 gün oldu. Alışılmadık bir biçimde 5 gündür aralıksız, sular seller gibi yağmur yağıyor. Hava öyle kapalı ki, öğleden sonra 2 gibi falan ışık yakma ihtiyacı duymaya başlıyorum, hatta bazen daha erken. İnsanın ruhunu karartıcı bir hava gerçekten. Ve bunu ne zaman dile getirsem, "E Londra'da hep böyle değil mi, sen orada ne yapıyorsun o zaman" türü bir laf ediyor karşımdaki insan. Neden bilmiyorum, Londra'da havanın günler boyunca gri olması beni çok rahatsız etmiyordu. Belki genelde güneşli olan İzmir'in aksine Londra çoğu zaman gri olduğu için ve yaz dışında güneş çok nadir görüldüğü için havanın kapalı olması sıradan bir şey haline geliyordu, bir tür "blasé" olma durumu. Ya da belki insan öyle bir şehirde başka türlü yaşamanın mümkün olmadığını bildiği için kendini ruh halinin havadan olabildiğince az etkilenmesi için şartlıyor. Bilmiyorum.
İzmir'de (ya da Türkiye'nin çoğunda diyelim) güneşin değerini bilmiyoruz. Ancak olmadığı zaman onun bizim için ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Kış günü bile güneş gözlüğümüz çantamızdan, arabamızdan eksik olmuyor. Hiç hazzetmediğim bir insan modeli olan "otobüste/uçakta yüzüne güneş geldiği anda perdeyi çeken cam kenarı insanları"na dönüşüyoruz.
İngiltere'ye ilk taşındığımda hava yağmurlu ya da buz gibi bile olsa, güneş yüzünü gösterdiği an yarı çıplak bir şekilde parklara akın eden insanları hep garipsemiştim. Ya da "Bugün hava güneşli, dersten sonra mutlaka bahçesi olan bir pub bulmalıyız" diyen sınıf arkadaşlarımı. Ama bir süre sonra onları anlamaya başladım. Güneşli günlerde laptop'umun ekranı görünmez hale gelse bile *asla* odamın perdesini çekmez hale geldim. "Daha güneşin batımına bir saat var" diye mutlu olup, o son bir saati kendimi 10 kez arkamı dönüp güneşe uzun uzun bakmak zorunda hissederek geçirdim. Güneş ne kadar gözlerimi rahatsız ederse etsin, asla güneş gözlüklerimi takmadım; dünyayı güneşin parlaklığı altında görmektense koyulaşmış, grileşmiş bir şekilde görmek, bana bir tür "günah" gibi göründü. Hava güneşliyken mutsuz olamazmışım gibi hissediyor ve gözlük takarsam bir şekilde güneşin bu ruh halimi koruyucu etkisini kaybedeceğimi düşünüyordum. O yüzden havanın günlerdir kapalı olması ve birkaç gün daha bu şekilde devam edeceğini bilmek hoşuma gitmiyor.
Öte yandan, tam olarak rengini bilemediğim bej bir Balenciaga Day çanta sahibiyim artık. Day'lerde çantanın hangi sezona ait olduğunu belirten metal etiket olmadığından çantanın sezonunu ve dolayısıyla renginin adını bilemiyorum. Praline, Sahara ve Granny adlı 3 renkten biri olduğunu sanıyorum. Ama bu üç rengin hiç birini gerçek hayatta görmediğimden, sadece internetteki fotoğraflara bakarak tahminde bulunmaya çalıştığımdan ve Balenciaga çantaların renkleri ışığa/kameraya/flaşa vs bağlı olarak deli gibi oynayabildiğinden emin olamıyorum. Çantamın fotoğraflarını çekip Purse Forum insanlarına sormayı planlıyordum, ama hava gri olduğu için rengi fotoğraflarda olduğundan daha gri çıkıyor. Normalde biraz daha yeşilimsi/sarımsı bir tonu var, o ton fotoğrafa yansımıyor nedense. Güneşli havada çekersem yansıyacağını ve çantamın renginin adını bulacağımı umuyorum. Böyle yazınca baktım ki bir renk ismi için bu kadar kasmam saçma geliyor göze, ama çok kafaya taktım cidden.

PS. 5 gündür bir de aralıksız balık yiyorum. Hala sıkılmış değilim. Her gün deniz ürünü yesem hayat ne güzel olur.
Wednesday, 20 July 2011
a liquid cure for my landlocked blues
Bugün itibarı ile 22'yi doldurup 23'e ucundan dokunmuş bulunuyorum. Günün şarkısı Bright Eyes - Landlocked Blues olsun mu?
And it only feels worse when I stay in one place
So I'm always pacing around or walking away
And the world's got me dizzy again
You'd think after 22 years I'd be used to the spinAnd it only feels worse when I stay in one place
So I'm always pacing around or walking away
Aynı şehirde uzun süre duramayan, hayatını oradan oraya sürüklenerek geçiren biri olarak bu şarkının sözlerini çok uyduruyorum kendime. Özellikle de 22 olduğum için.
PS. Bu sizce de kusursuz doğumgünü pastası değil mi?
Monday, 30 May 2011
balenciaga bakımı
Leatherstuff.com'dan neredeyse 2 ay önce sipariş verdiğim Apple deri bakım ürünleri sonunda Cumartesi gecesi elime geçti. Uluslararası shipping ücreti 60 dolar olduğundan, bir de üstüne İngiltere'ye girişte gümrük vergisi alacaklarından aldığım şeyleri New Yorklu ev arkadaşımın ailesinin evine yollatmıştım. Ailesi 3 hafta sonra Londra'ya gelirken getirecekti aldıklarımı, ama sorumsuz ev arkadaşım annesine evlerine paket yollattığımı söylemeyi unuttuğundan paket erkek kardeşi tarafından teslim alınıp evin bir köşesinde unutulmuş. Ev arkadaşım haftalarca daha da fena bir sorumsuzluk örneği göstererek annesine pakedin akibetini sormayı unuttuğundan pakedin bulunup Londra'ya yollanması, postaneden gidip alınması falan ancak bu hafta olabildi. Neyse, sonunda elime ulaştığına sevindim. Balenciaga çantalar inanılmaz ince ve hassas distressed bir deriden yapıldığından çok fena leke tutuyor. Özellikle açık renk olanlar. Birkaç ay önce aldığım benzer bir deriden yapılma pembe Marc by Marc Jacobs çantamın arka tarafı kotuma değmesin diye özellikle uzun ceket giymeme rağmen otobüste kucağıma koyduğum yarım saat içinde kot lekesi olduğundan beri çantalarımı dışarı çıkarmaya korkuyorum. Koyu renk olanları rahatlıkla kullanıyorum, ama mesela açık renk Balenciaga çantamı sahip olduğum 1 yıl içinde sadece 2 kere alışveriş merkezine giderken kullandım. Alkol alacağım bir ortama götürmeyi düşünemiyordum bile. Bir dünya para verdiğim çantaların dolapta bir köşede durmasına sinir olduğumdan bu deri bakım ürünlerini ısmarladım.


Bu post'ta bahsedeceğim her şeyi daha ayrıntılı olarak The Purse Forum'da bulabilirsiniz. Ama yüzlerce sayfa post okumaya üşenenler için özet geçiyorum.
En soldaki ürün Apple Leather Cleaner adından da anlaşılacağı üzere çanta derisini temizlemek için kullanılıyor. En fena lekelerde bile etkiliymiş, ama kullananlar çantanın derisini çok yıprattığı ve derinin renk atmasına neden olduğu için aşırı zor durumda değilseniz tavsiye etmiyorlar. Bundan almadım, ve çantamın derisinin içine etmek istemediğim için kullanmayı düşünmem. Lekeler için Coach'un deri temizleyicisini tavsiye ediyor çoğu insan, etkiliymiş ama deriyi yıpratmıyormuş.
Ortadaki Apple Leather Care'i Balenciaga kullanan çoğu insan tavsiye ediyor (Louis Vuitton gibi vachetta derisi olan çantalarda tavsiye edilmiyor, derinin rengini koyulaştırabiliyormuş). Çantayı nemlendiriyor, ve deride çatlaklar oluşmasını engelliyor, deriyi yumuşacık yapıyor. Ayrıca hafif lekeleri çıkardığını da yazmış bir sürü insan, ama denediğim açık renk çantadaki lekeleri çıkarmadı. Bazı insanlar çantanın saplarının rengini koyulaştırabildiğinden bahsetmişler, o yüzden saplarda kullanmadım. Bir de derinin renginde görünür bir farka yol açmasa da sürerken kullandıkları beze biraz boya çıktığını söylüyor bazı insanlar. Hem açık, hem de koyu renk iki çantada denedim, böyle bir şey başıma gelmedi.
En sağdaki sprey Apple Leather Garde. Çantanızı yağmura ve lekelere karşı koruyor. Lekelenecek diye çantalarını dışarı çıkarmaya korkan bünyeme süper geldi bu sprey. Kesinlikle tavsiye ederim, deriyi çok güzel koruyor ve parlatıyor. Ayrıca Balenciaga çantalarda çantayı sapından tutarsanız elinizdeki doğal yağların sapı karartması gibi bir olay var (o yüzden insanlar çantayı dirseklerinin içine takıyor ya da eldiven kullanıyor). Saplar bildiğiniz simsiyah olana kadar kararabiliyor, ve profesyonel olarak temizletmeden o kara saplardan kurtulmak mümkün değil. Profesyonel temizleme için çantanızı Amerika'ya (ya da bazı Avrupa ülkelerine) yolluyorsunuz, gidiş dönüş gönderi dahil olmadan 150-200 dolar para ödüyorsunuz, bir de üstüne haftalarca çantanızdan ayrı kalıp postada kaybolma riskini göze alıyorsunuz. Hiç değmez, mutlaka çantayı aldığınız gibi Apple Garde kullanın derim.
İşe ilk olarak Leather Care ile başladım. Açık renk çantamın nemlendirilmeye ihtiyacı yoktu aslında, ama yine de ikisini de nemlendirdim. Kremi beyaz bir havluya sıkıp yavaş yavaş deriye yedirdim. Saplara hiç dokunmadım. Kremi abartmadan kullandım, ama daha çok kullanırsanız kuruduktan sonra fazlasını silmeniz gerekiyor temiz bir bezle. Apple Garde sıkmadan önce çantaları birkaç saat kurumaya bıraktım.

Daha sonra çantalara Apple Garde sprey sıktım. Spreyi mümkünse açık havada ya da camları kapıları açarak sıkmanızı öneririm gazları solumamak için. Ayrıca 20-25 cm uzaktan sıkmanız gerekiyor, yoksa deride minik benekler olabiliyormuş. Abartmadan, her yerin sadece bir kez üzerinden hızlıca geçerek sıkın. Kurumaya bırakın, en az 1 saat falan bekleyin, 2. katı sıkın, bir saat daha bekleyip sadece saplara 3. katı sıkın. Gece kurumaya bırakın.
Bakımını yaptıktan sonra çantalarım süper oldu kesinlikle. Deri biraz daha koyu renk görünüyordu ilk başta, ama kuruyunca normal rengine döndü. Çok parlak ve yumuşak görünüyor şu anda. Ayrıca nemlendiriciyi sürünce ilk başta deri çatlak çatlak görünebiliyor, korkmayın.
Bu işlemi 3-4 ayda bir tekrar etmeyi planlıyorum.
Bu arada, ben bu spreyi nasıl Türkiye'ye götüreceğimi merak ediyorum. 100ml'yi geçtiği için kabine alamıyorum, bagaja vermek sorundayım. Aerosol bagaja verilince patlamaz değil mi?
Sunday, 8 May 2011
perfectly BAL-anced
Hiç tanımadığı insanlara MSN adresini, hatta telefon numarasını verenleri çok garipsiyorum. Üyesi olduğum sitelerde daha ilk mesajda MSN'ini veren çok insana denk geliyorum. Sonra onlara diyorum ki "MSN kullanmıyorum malesef". Galiba inanmıyorlar. Ama son birkaç yıldır gerçekten kullanmıyorum. Facebook chat de kullanmıyorum. Telefon da kullanmıyorum biriyle buluşmadıkça. Bir arkadaşımın aradığını gördüğüm halde telefonu açmamam gayet olasıdır, Facebook'ta ya da telefonuma gelen mesajları okuyup saatler sonra hatta bazen 1-2 gün sonra cevap veririm. Çünkü bu instant messaging işinden hoşlanmıyorum, her an ulaşılabilir olmak istemiyorum. Bilgisayar başındaki zamanımı boş boş geçirmiyorum, Facebook ve türevi siteler arkada açık duruyor, arada bakıyorum. Bazen e-book okuyor oluyorum, ya da okulla ilgili bir makale okuyor oluyorum, blog yazıyor oluyorum, gelen mesaja bakıp yaptığım şeye geri dönüyorum, o an ara verip cevap yazmak gelmiyor içimden. En yüzeysel konuda bile olsa yavaş yavaş, ne diyeceğimi düşünüp bir süre sonra cevap vermeyi seviyorum.
Mesajları geçtim, telefonda konuşmaktan hiç mi hiç hazzetmem, annem dışında kiminle konuşsam "Yaa öyle işte" şeklinde sessizlikler olur hep. Çünkü ben hal hatır soran, havadan sudan muhabbet eden biri değilim. Gerçekten telefon konuşmaları fena strese sokuyor beni. O yüzden bu tür "Selam, MSN'im şu ekle, telefonum bu mesajlaşalım" mesajları hiç hoşuma gitmiyor.
**
Birkaç gün önce Gumtree adlı bir ilan sitesinde bir Balenciaga ilanı görmüştüm. Tempting the fates türü bir şeyden korktuğum için (Bu deyimin Türkçesi ne oluyor bilmiyorum, bir şey daha kesinleşmeden olacakmış gibi bahsedip durduktan sonra kaderin sana uyuzluk edip o işi oldurmaması denebilir) burada bahsetmemiştim. Gumtree'de designer çanta satarken ve alırken dolandırılma ihtimali %90 falan olduğundan bir şeyler ters gidecek diye çok korkuyordum. Normalde Paypal'le öderseniz çantanın sahte çıkması ya da size ulaşmaması durumunda Paypal alıcıyı koruyor ve parasını iade ediyor, ama satıcılar yine de dolandırma metodları geliştirmeye devam ediyorlar (boş bir kutu postalayıp postaneden gönderdiğini kanıtlayan belge alıp "Ben gönderdim, alıcı yalan söylüyor, buyrun proof of postage" demek gibi). Alıcılar da aynı şekilde çantayı aldıktan sonra almadıklarını iddia ederek Paypal'a başvurup paralarını geri alabiliyorlar, bu durumda satıcı bedavaya çantayı verdiğiyle kalıyor. O yüzden hem satan kadın hem de ben böyle bir şeyle karşılaşmamak için Oxford Street'te bir cafede buluşup alışverişimizi nakitle gerçekleştirme kararı aldık. Kadın geldi, çantanın orijinal olduğundan emin olduktan sonra parayı verip çantamı aldım.
Çanta 2006 pre-fall koleksiyonuna ait bir Sapin First, derisi chevre. Abartısız hiç kullanılmamış duruyor. İlk aldığım da 2006 pre-spring koleksiyonundan Pale Rose/Rose Pin bir Box'tu, ve o da hiç kullanılmamış gibiydi. Beş yaşında bir çantanın o kadar yeni görünmesini ve hala buram buram deri kokuyor olmasını aklım almıyor bir yandan, ama diğer yandan kendim de o pale rose çantayı aldığımdan beri (1 yıl oldu) 2 kere kullanmış olduğumdan inanabiliyorum. Bugün aldığımın rengi süper, ve derisi yumuşacık (2006 Sapin çantaların derisi 2005 modelleri dışında Balenciaga'nın şu ana kadar kullandığı en kaliteli deri olarak biliniyor). Ne kadar mutluyum anlatamam. Şu anda Balenciaga sitesinde £845'e satılan bir çantayı £230'a almış oldum.
**
Çantayı aldıktan sonra eve dönerken Oxford Street'teki duraklardan birinde otobüsün kapısı kapandıktan 1 saniye sonra koşarak gelen bir adam kapıya vurmaya başladı. Londra'da kapı kapandıktan sonra %99 ihtimalle otobüs trafik yüzünden duraktan hareket edemiyor bile olsa şoför kapıyı açıp sizi içeri almaz ve siz ne kadar kapıya vurup bağrınsanız bile gayet duymuyormuş gibi önüne bakmaya devam eder, bu şoför de aynen öyle yapıp herifi takmadan gitmeye başladı. Herif de giden otobüsün camlarını yumruklamaya başladı. Böyle gerizekalı maçoluk gösterilerine çok uyuz oluyorum. Bunu yaptın da ne geçti eline, "erkekliğini" mi kanıtladın, nedir? Ben şoförün yerinde olsam, durur, polisi arar ve otobüsü vandalise ediyor diye şikayette bulunurdum.
**
Alakasız olarak aklıma dün gece Eurodisney'deki Pirates of the Caribbean'da çalan müzik takıldı ve hala gitmedi.
Eurodisney'e ne kadar gidesim geldiğini anlıyorsunuz bu şekilde.
**
Bir de şu "püskevit" muhabbeti nedir? Biri bana açıklasın lütfen.
Tuesday, 19 April 2011
for the love of Bal bags
Bu aralar essaylerimle uğraşıp durduğum için nette zaman öldürürken kendimi suçlu hissediyorum. Ama bu beni alışveriş yapmaktan (daha doğrusu yapmaya çalışmaktan) alıkoymuyor.

İlk olarak geçtiğimiz günlerde açılan alışveriş sitesi Morhipo'dan bahsetmek istiyorum. Cem Boyner'in sahibi olduğu Markafoni + Beymen Online türü bir site olan Morhipo ilk açıldığı gün satışlara Balenciaga ile başlayarak beğenimi kazanmıştı. Ama siteyle ilgili bir çok problem var. Öncelikle ilk açıldığı günlerdeki kadar olmasa da site zaman zaman kilitleniyor. Beymen Online türü olan kısmında aynen Beymen Online'daki gibi ürün çeşitliliği o kadar kısıtlı ki, gardrobumu satışa çıkarsam aradan daha fazla designer ürün çıkar. Bu çeşit kıtlığı Markafoni türü süreli indirimli satışlara da yansımış. Balenciaga satışında tek bir çanta, iki tane charm, nedense "cüzdan" diye satılan bir pasaport kılıfı ve yine nedense "cüzdan" diye satılan bir coin purse dışında aksesuar yoktu. Marc by Marc Jacobs satışında da tek bir çanta modeli vardı hatırladığım kadarıyla. Chloe satışında hiç çanta görmedim. Dediğim gibi, çeşit sıfır. Ürünler bilmemkaç sezon öncesinden kalma. Ve fiyatlar bu kadar eski sezon ürünlere verilesi fiyatlar değil. İki sezon öncesinden kalma Marc by Marc Jacobs çanta geçen sene Harvey Nichols'da falan indirimdeyken satıldığı fiyatın aynısına satılıyordu. Ve buna rağmen Morhipo'daki MbMJ satışında bu çanta tükenmişti. Çünkü insanlar enayi yerine konulduklarının farkında olmayıp Türkiye'de MbMJ satan pek yer bulunmadığından o fiyatı o çantanın normal fiyatı sanıyorlar. Değil. Bu kazıkçılık Beymen'de de gayet mevcut. Bir Balenciaga çantanın Beymen fiyatıyla Avrupa'daki herhangi bir department store fiyatını karşılaştırın, neden bahsettiğimi anlayacaksınız.
Bu aralar yeni bir Balenciaga alma isteği var fena halde içimde, o yüzden bakınıp duruyorum. Almak için İngiltere'ye dönmeyi beklemek istemediğimden ve Morhipo, Beymen gibi yerlerden umudumu kestiğimden Gittigidiyor'a baktım. Balenciaga diye aratınca 727 ürün çıkıyor. 8 tanesi dışındakilerin sahteliğinden eminim. O 8 tanenin gerçekliği/sahteliği hakkında da yorum yapamıyorum, çünkü yeterince fotoğraf koymamış satıcılar. Ayrıca o 8 çantanın 6'sının fiyatı fena halde abartıydı. Kusura bakmayın ama insanın ikinci el bir çantaya, Balenciaga bile olsa, 1500TL'den fazla para vermesi için aptal olması lazım (koleksiyon yapan, ve illa x yılının y rengi çantasını arayanları saymazsak). Mesela, bu bahsettiğim çantaların birisi 2.200TL'ye satılıyor Gittigidiyor'da. Satıcı çantanın Beymen'de 3700TL'ye satıldığını yazmış, doğru mudur bilemem ama öyleyse şaşırmam. Aynı çantayı şu anda İngiltere'de Balenciaga'nın kendi butiğinden alırsanız £945 ediyor, yani 2360TL. O zaman ben gidip bu çantayı 2360TL'ye Balenciaga'dan alıp bir yerine bir şey olduğunda ücretsiz tamir ettirebilecek ve gerçekliğinden %100 emin olabilecekken, neden Gittigidiyor'dan gerçekliğinden emin olamadığım ve ikinci el olduğu halde 2200TL'ye alayım? Şu ana kadar hem 2. el "kesinlikle orijinal" designer ürünler sattığını iddia eden dükkan OriginalSeconds'dan, hem de Beymen'den aldığını söylediği çantaları Gittigidiyor'da satan bir sürü insandan çantanın orijinal olduğunu kanıtlayacak fotoğraflar istedim. OriginalSeconds'dan ekstra fotoğrafları olmadığına dair bir mesaj aldım, diğer satıcıların hiç birinden cevap almadım şu ana kadar. Hatta bazılarının satışlarında "'Çakma mıdır' gibi şeyler sormayın, cevaplamaya gerek bile görmeyeceğim, bu çanta orijinaldir" türü salak saçma şeyler yazıyor. Sanırım gerçekten insanları bu kadar enayi sanıyorlar.
Ve malesef, onları haklı çıkaracak insanlar var.
eBay UK'de gayet sahte Balenciaga çantaların 1000TL civarı fiyatlara satıldığına o kadar çok denk geliyorum ki, anlatamam. Çünkü insanlar nelere bakmaları gerektiğini bilmiyorlar (kimsenin sahte olduğunu bildiği bir çantaya o kadar fazla para vermeyeceğini varsayıyorum).
O yüzden eBay, Gittigidiyor gibi sitelerden Balenciaga almak isteyenler için minik bir rehber hazırladım. Beymen gibi yerlerin sizi kazıklamasına izin vermeyin, internetten ikinci el (ya da bazen birinci el) çok uygun fiyata orijinal bir Balenciaga alabilirsiniz, ama paranızı dolandırıcılara kaptırmamak için bazı şeylere dikkat etmeniz gerekiyor.
1- Öncelikle sabırlı olun. Kafanızda bir çantaya ödeyeceğiniz maksimum fiyatı belirleyin (fiyatınız tabii ki gerçekçi olmalı), ve o fiyata bir Balenciaga bulana kadar belki de aylarca beklemeye hazır olun. Ben ilk Balenciaga'mı alırken 8 ay boyunca her günü eBay'e girip yeni gelen Balenciaga çantalara bakarak geçirdim ve sonunda aldığım çanta teklif verdiğim 10. çanta falandı. Dediğim gibi, sabırlı olun. Acele edip bütçenizi aşan çantalar almayın.
2- Belli bir fiyattan aşağı orijinal bir Balenciaga alamayacağınızın farkında olun. Çok klişe olabilir ama "doğru olamayacak kadar güzel" lafı çok ucuza satılan çantalar için gayet geçerli: O kadar ucuzsa, orijinal değildir. eBay UK için konuşacak olursam; çok kullanılmış, kenarları deri yırtılacak kadar hasar görmüş ve Twiggy ya da First boyutunda bir Balenciaga'yı 150 pound'a falan alabilmeniz mümkün. İkinci el, ama yeni gibi görünen aynı boyutta bir Bal çantayı da 250 pound'dan başlayan fiyatlara alabilirsiniz (ama bunun 2, hatta 3 katını da ödemek zorunda kalmanız mümkün, eğer sabırlı olmayıp buy-it-now olarak satan insanlardan alırsanız). Bundan daha az fiyata gördüğünüz çanta %99.99999999999 ihtimalle sahtedir.
(2012 Aralık'ta gelen edit: Bu sene Balenciaga çantaların ikinci el satış fiyatı fena halde düştü. 150-200 pound'a gayet iyi durumda ve orijinal çantalar bulmak mümkün. Ama tabii ki Velo, Work, City gibi en çok talep gören modelleri o fiyata bulamıyorsunuz.)
(2012 Aralık'ta gelen edit: Bu sene Balenciaga çantaların ikinci el satış fiyatı fena halde düştü. 150-200 pound'a gayet iyi durumda ve orijinal çantalar bulmak mümkün. Ama tabii ki Velo, Work, City gibi en çok talep gören modelleri o fiyata bulamıyorsunuz.)
3- Kesinlikle çantanın kendi fotoğrafı yerine stok fotoğrafı koyan ve "Çantanın teslim süresi 9-12 iş gününü bulabilir" türü şeyler diyenlerden uzak durun. Fotoğraflarda çantanın sapları falan naylonla kaplıysa uzak durun. Bir de neden bilmiyorum ama Gittigidiyor'da "USA'den Balenciaga" türü ibareler görüyorum bir sürü, *kesinlikle* uzak durun, bunları hepsi Uzakdoğu'dan geliyor.
4- Çantanın "bale" (omuz askısının ucundaki metal parça) fotoğrafını görmeden kesinlikle almayın. Eğer "Omuz askısı kayboldu" falan deniyorsa çantanın sahte olma ihtimali çok yüksek.
Bu kısmın yuvarlak, ve iki tarafın birleşmesinden biraz önceki kısmın biraz içeri doğru kıvrımlı olması gerekiyor (ilk fotoğraftaki gibi). Eğer yuvarlak ama kıvrımsızsa (2. fotoğraftaki gibi) ya da köşeliyse (3. fotoğraftaki gibi) çanta sahtedir.
2- Çantanın "rivet"lerinin (sapın sonunda deriyi zımbalayan kısım) fotoğrafını görmeden almayın. 2005 S/S öncesi rivet'lerde çentik yoktu, ondan sonra üretilen çantalarda ince uzun çentikler var (ilk fotodaki gibi). Eğer çentikler ince uzun değil de C şeklinde ise (2. fotodaki gibi) çanta sahtedir.

3- Çantanın içindeki Balenciaga etiketinin en üst dikişi çantanın rengi ne olursa olsun her zaman siyahtır. Sahtelerde genelde en üst dikiş de diğer dikişlerle aynı renk (yani çantanın renginde) olur. Kaliteli bir sahte değilse bir sahteyi en kolay ele veren ayrıntı budur.
Aşağıdaki fotoğrafların ilki sahte, ikincisi orijinal.
Ayrıca etiketteki rakamlarda 1 sayısının orijinal çantada kuyruksuz, dümdüz bir 1 olduğuna; ama sahtesinde 1'in üst ucunun kuyruklu olduğuna dikkat edin.
4- Etiket size çanta hakkında çok şey anlatabilir. Örneğin, bir üstteki fotoğraftaki turuncu çanta bir City. Buradan da görebileceğiniz gibi City'lerin metal etiketi olması gerekiyor (bazı modeller deri etiketli oluyor). Seri numarasının 115748 olması gerekiyor, yani seri numarası doğru. Bu numaranın etiketin arka kısmında da tutması gerekiyor, o yüzden arkanın da fotoğrafını mutlaka görün. U harfi bize 2007 FW sezonunda üretildiğini gösteriyor. 2005'ten sonra üretilen modellerde Balenciaga ve Paris'in arasında _ yerine nokta bulunuyor, bu etikette nokta olduğundan o da tutuyor. Ayrıca mutlaka buradan hangi sezonda hangi renklerin üretildiğine bakın, eğer çanta sahteyse o sezon o renkte bir çanta üretilmemiş olmasından anlarsınız. U harfi bize bu çantanın 2007 FW sezonunda üretildiğini gösterdiğine göre, çantanın rengi Marigold/Jaune.
5- Eğer çantadan beyaz bir iple bağlı olarak etiket sarkıyorsa çanta sahtedir. Eğer ayna kısmında deride aynanın izini görebiliyorsanız çanta sahtedir.
6- Çantanın deri iplerini birleştiren minik yuvarlaklarda delik varsa çanta sahtedir. Yuvarlağın tamamen deliksiz olması gerekiyor.
7- En önemlisi çantanın derisi. Yukarıda bahsettiğim tüm detaylara dikkat etseniz bile sahte olduğunu anlayamayacağınız super fake denen inanılmaz kaliteli sahteler çıktı piyasaya son yıllarda. O durumda sahteyi ele veren sadece derisi oluyor. Sahtelerin derisi parlak ve plastikimsi görünüyor, ayrıca kimyasal kokuyor, üzerinde yapıştırıcı lekeleri/artıkları olabiliyor. Orijinaller çok yumuşak ve ince derili oluyor, deri daha pürüzsüz görünüyor ve çanta alındıktan yıllar sonra bile deri kokuyor.
8- Son olarak, çantanızı *kesinlikle* The Purse Forum'daki Authenticate This Balenciaga kısmında sorun. Onlar sahte diyorsa sahte olduğuna emin olabilirsiniz. Orada çantanız hakkında yorum yapılmasını rica ettiğinizde de yukarıdaki fotoğraflara ihtiyacınız olacak. Eğer bir satıcıdan bu fotoğrafları istediğinizde herhangi bir nedenden dolayı yollamıyorsa kesinlikle uzak durun. En kötü ihtimalle dolandırıcı, en iyi ihtimalle uyuz bir insandan zaten alışveriş yapmak istemezsiniz.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
İyi alışverişler.
Subscribe to:
Posts (Atom)









