Showing posts with label chauvinist pig alert. Show all posts
Showing posts with label chauvinist pig alert. Show all posts

Saturday, 3 November 2012

the radical notion that women are human beings

Bu post'u aslında Cumartesi günü yazdım, ama yazdığım sırada o kadar sinirliydim ki, yayınlamadan önce birkaç gün beklemeye karar verdim. Hala çok sinirleniyorum, yine de aklımdan geçenleri biraz frenleyerek yayınlıyorum.

**

Geçen gün Ekşi Duyuru'da birinin sinir olduğu kişiler için "orospu evladı" ifadesini kullandığına denk geldim. Ekşi Sözlük'te sözlüğün başına dert olabilecek kişilere hakaret dışında küfür/argo kullanımı yasak değil, ama Ekşi Duyuru'da küfür/argo gerekçesiyle yazılan şeyler moderatöre rapor edilebiliyor. Bu gördüğüm şeyi rapor ettim. Bunun üzerine moderatörle aramda geçen diyalog aynen şu şekilde:



Şu son mesajı okuduğum anda sinirlerim ne kadar tepeme fırladı, anlatmam mümkün değil. Bu lafı biri herhalde yüzüme etse, suratına iki tane yapıştırıverirdim. Dünyada rahat rahat yaşayabilmeyi kendine doğuştan edinilmiş bir hak gören, sırf kadın doğdu diye ikinci sınıf insan muamelesi görmenin ne demek olduğunu bilmeyen, default olarak her şeye bir adım önde başlayan erkek modelinin "bitch de öyle ama bik bik olursa sorun değil" şeklinde ahkam kesmesi gerçekten midemi bulandırıyor. Beyaz birinin dünyada ırkçılık olmadığını iddia etmesi gibi bir şey bu. Sana sorun değil tabii "bitch" denmesi. Bitch lafının hedef kitlesi sen değilsin ne de olsa. Ben de sana sinirlendim diye "orospu çocuğuna bak" desem aslında küfür ettiğim insanın sen değil, suçsuz güçsüz annen olacağını dahi anlamaktan acizsin. O kadar ki, biri sana bunu açıklamaya çalıştığında bile kavrayamıyorsun.

Karşımdaki insanın laftan anlar bir hali olduğunu düşünmediğimden ve karşıma çıkan her kadın düşmanına laf anlatmaya kalksam ömrüm yetmeyeceğinden bu son mesaja cevap vermedim. Daha medeni, daha "insan" olmakla ilgilenmeyenlerin kişisel gelişimine katkıda bulunmak benim sorumluluğum değil. Ve maalesef ki büyük ihtimalle bu kişi benim cevap vermeyişimi kendi haklılığının kanıtı olarak görüyor.

Post'umun konusu sadece bu adam değil. Taktığı at gözlüğünden öteyi göremeyen, "Acaba bu insanın dediği şeyde haklılık payı var mı" diye düşüneceğine böyle zavallı bahanelerle kendini savunan erkeklerden de, böyle şeylere karşı çıkmanın değil, onları kabullenmenin "normal" olduğu ataerkil toplumdan da kelimelere dökemeyeceğim kadar nefret ediyorum. Bu zihniyetteki adamların annesi, kız kardeşi, kız arkadaşı yok mu? Bu yaşa gelmiş koca insanlar gerçekten bitch ya da orospu çocuğu ifadelerinin neden kadın düşmanlığı örneği olduğunu kavrayamayacak kadar empatiden ve zekadan yoksun mu? Bu insanlar "Ya şans eseri kadın olarak doğsaydım, ya günün birinde kızım olursa" diye düşünmekten bile mi aciz? Peki ya her cümlenin sonuna "a.k." koyan kadınlar neyin kafasını yaşıyor? İnsan bu kadar ilkel olmaktan utanır. Hadi utanmamalarını geçtim, acınacak halleriyle gurur duyan insanları gerçekten ayrı bir garipsiyorum.

Küçük bir su birikintisindeki en büyük balıklardan biri olduğu için kendini dünyanın kralı sanmak sanırım moderatör olmanın yan etkilerinden biri.

Tuesday, 29 May 2012

release me from the heatwave

Türkiye gündemini düzenli olarak takip etmiyorum. Çok dolu bir haftasonu geçirdim, o yüzden gündemi kürtajın işgal ettiğini yeni öğrendim. Ekşi sözlüğe bir girdim, "karnındaki çocuğu öldürme hakkı isteyen kadın" gibi mal mal başlıklar, "kürtaj yasağı" temalı entryler dolmuş.

Türk toplumunun yakın zamanda prehistorik çağdan günümüze adım atacağına dair en ufak bir umut kırıntısı taşıyor olsaydım, o da o yazılanları gördükten sonra yok olurdu.

Öncelikle, hiçbir erkeğin kürtaj hakkında atıp tutma hakkı yok. Kendileri çocuk taşıyabilecek hale geldikleri zaman yorum yapabilirler.

İkinci olarak, kürtaj karşıtı örümcek kafalılara karşı yapılan "Ama kadın tecavüze uğrarsa, çocuğu engelli doğacaksa kürtaj olmasın mı" argümanı sinirime dokunuyor. Kadının vücudu kendisine aittir, üzerinde kimse hak iddia edemez. Dolayısıyla kürtaj kararı da YALNIZCA kadına aittir. Kadın kürtaj kararını meşru göstermek için tecavüz, engel gibi şeyleri neden göstermek zorunda değildir. "Ama babanın söz hakkı yok mu" insanları sırf adamın birisi 3-5 saniyeliğine spermiyle olaya katkıda bulundu diye vücutlarında istemedikleri bir ağırlığı 9 ay taşımanın, sonra da hayat boyu onun bakımıyla uğraşıp sorumluluğunu üstlenmenin nasıl bir his olabileceği üzerinde düşünebilirler.

Bir diğer sinir olduğum nokta ise bu miladi zihniyete sahip insanların doğmamış, fasülye kadar bir fetüsten "bebek, çocuk, canı ve ruhu olan şey" gibi bahsederek Emrah edebiyatı yapmaları. 

Gezegenin doğal kaynakları şimdiden tam kapasite çalışırken, daha fazla nüfusu kaldıramayacak haldeyken ve milyonlarca yetim çocuk varken üremeyi gerekli görenleri de ayrı bir garip karşılıyorum.

Özetle kürtaj karşıtı insanlardan hiç hazzetmiyorum. İnanan biri olsam tüm bu tartışma içimde "Allahım aklıma mukayet ol" deme isteği uyandırırdı.

**

Cuma sevgilimle üniforma partisine gittik. Bodrum katı dungeon olan bir pub'da 20-30 tane askeri/polis üniformalı kadınla takılmak son derece gerçeküstü bir deneyimdi. Cumartesi sabahı yokluğumda gelmiş olan kürk pelerini almak için postaneye gittik. Böylece haftaya Manchester'daki konferansta giyeceğim prenses kostümü tamamlanmış oldu. Oradan nehir kenarına gittik, Globe Theatre'da Haluk Bilginer'in oyunu vardı. Güneşin alnında pişerek bitse de gitsek modunda oyunu izledikten sonra kendimizi en yakın yeşil alana attık. Eve geldik, yemek yapıp yedik ve yorgunluktan erkenden sızdık. Pazar sabahı güneşli ve 27 derece olan havayı görünce içimi deli bir pikniğe gitme arzusu kapladı. Marketten bir şeyler alıp Battersea Park'a pikniğe gittik. Mükemmeldi. 

Hava çok, çok sıcak. Klimamı özlüyorum.




Thursday, 19 April 2012

hit me and tell me you're mine

Sözlükte herkesi ağlatan, anneliğin kıymeti temalı bir reklamın başlığına denk geldim az önce. Reklamı izledim, duygulandım, gözlerim doldu. Sonra başlıkta şöyle bir entry gördüm:


Diyecek laf bulamıyorum gerçekten. Adam "Annelik dünyanın en zor işidir" mesajı veren bir reklam izliyor, "duygulanıyor" ve hislerini "Ananızı sikeyim orospu çocukları" diyerek belirtiyor. O mesaj belli ki bir kulaktan girip diğerinden çıkmış. Anlamayana sivrisinek saz misali.

Bunun gibi şeyler karşıma çıktıkça Türkiye'de yaşamadığım için ve böylesi seksist domuzlara daha az maruz kaldığım için evrene teşekkür ediyorum.

**

Daha yeni bir Marc by Marc Jacobs çanta almamın üzerinden bir hafta geçmişti ki, eBay'de MbMJ'in yıllardır istediğim bir modeli olan Mevie'ye denk geldim. Hem de inanılmaz derecede ucuz bir fiyata. Açık artırmada belirsiz ve düşük kaliteli iki fotoğraf vardı, çantanın içi görülmüyordu. Bitişine birkaç saat kala gördüğümden satıcıdan ekstra fotoğraf isteme fırsatım da olmadı. Birkaç yıl önce sezon fiyatı 300 küsür pound olan ve hayatta çılgıncasına istediğim üç modelden biri olan MbMJ Mevie'yi 48 pound gibi komik bir rakama görünce kendimi tutamadım. Çantanın parasını Pazar ödedim, Salı elime geçti. Açık artırmada çok az kullanıldığı ve kullanılmadığında da dustbag'inde saklandığı yazıyordu. Ama satıcı dustbag falan göndermemişti. Onu geçtim, çantayı açınca şoka uğradım. İçi ne kadar pisti, anlatamam. Çantanın her bir gözü pislik içindeydi. 15 dakika boyunca falan en zor ulaşılan köşelerine kadar her yerini elektrik süpürgesiyle temizlemek zorunda kaldım. Yine de içime sinmedi, çantanın içini antibakteriyel sabunla yıkayıp bir sürü Febreze sıktım. Zavallıcık ancak kendine geldi.



Salonumuzun manzarasına karşı Mevie:



Şu ana kadar sahip olduğum en dandik çantalar bile asla bu kadar pis olmadı. Hadi insan pis kullanabilir, keyfi bilir de, sattığı bir şeyi başkasına göndermeden önce içini en azından bir silkelemez mi? Ne leş tipler var.

Beş yıldır falan düzenli olarak eBay kullanıyorum. Sattığım çantaları içini elektrik süpürgesiyle süpürmeden asla göndermem, içi pisse de bunu mutlaka açık artırmamda belirtirim. Alıcı olarak da şu ana kadar yaptığım yüz küsür alışverişte tek bir kez bile negatif ya da nötr feedback bıraktığım olmadı. Ancak bu satıcının yaptığına cidden uyuz oldum. Nötr feedback bırakmam gerektiğini düşünüyorum.

**

Salı günü gittiğim barda böyle bir performans vardı. Çok, çok eğlendim izlerken. Özellikle Nigella hayranlarına tavsiye edilir:



**

Baya bir önceden Lovebox'un Cuma gününe bilet almıştım. Fiyatlar diğer festivallere göre daha bir uygundu, ancak yine de az değildi, o yüzden Pazar gününe bilet alıp almama konusunda tereddütlüydüm. En sonunda Tiga, Mika, The Rapture, Patrick Wolf ve Lana del Rey'i aynı gün izleme fikri cimri tarafıma ağır bastı ve biletimi aldım.


Wednesday, 27 July 2011

damnesia

Gün geçmiyor ki Beynini Tokatlayasım Gelen İnsanlar Listesi'ne yeni bir isim eklenmesin.

Bir forumda "piece of crap"ten başka tanımlayacak söz bulamadığım, yer israfı şöyle bir yazıya denk geldim:

Yalnız ve mutsuz kadınlar topluluğu: Feminist kadınlar

Yazarı kimdir, nedir bilmiyorum; bilmek de istemiyorum. Ama dahi anlamında olmayan ki'nin bitişik yazılması gerektiğini henüz öğrenememiş bir "yazar" olduğu kesin.

Yazı şöyle başlıyor:

İsterseniz önce “Feminist Kadın” kime denir açıklamaya çalışalım. "Feminist Kadınlar Topluluğu" İslâm'ın kadını ezdiğini, kurtarılması gereken ikinci sınıf insan muamelesi uyguladığını ve kendilerince bu ezik kadın sınıfına cumhuriyetin gûya haklar tanıdığını savunan ancak bana göre birliktelik yaşayacak ve kendilerini özel hissettirecek bir erkek bulamamış, günü birlik ve geçici ilişkilerle kendini çaresizce avutmaya çalışan, yalnız, mutsuz ve erkeksiz kadınlar topluluğudur.

Acınası yalnızlıklarında öylesine boğulmuş bir durum içinde bulunurlar ki; kendileri dışında kalan kadın topluluklarını cahil ve aptal olarak tanımlarlar.


Gerisini okuma gereği duymadım.

İlk olarak:

- "Feminist kadın"ın kim olduğunu bu tipten öğrenecek değilim, LOL.

Ayrıca:

- Feminist bir kadınım ben. Yalnız da değilim, mutsuz da. Avunmak istememi gerektirecek bir durum yok, hayatımdan son derece memnunum. Hetero değilim, ama olsaydım ve "erkek bulma" arayışım olsaydı da bulurdum eminim*. Yine de kendimi "özel" hissetmek için (kadın ya da erkek) birilerine; günü birlik ya da uzun süreli herhangi bir ilişkiye ihtiyacım yok. Ben kendimi bir erkek (ya da bir ilişkim olan herhangi birisi) üzerinden tanımlamıyorum. Varlığım başka bir insana bağlı değil.

Şimdi ben mi acınası haldeyim; kadının sosyal, ekonomik ve yasal olarak erkekle aynı seviyede olmasına çalışan hemcinslerini düşman görecek kadar beyni yıkanmış bu kadın modelleri mi?

* Bulamasaydım da problem benim feminist olmam değil; karşıma çıkan erkeklerin feminist bir kadınla beraber olmaya cesaret edemeyen, seksist adamlar olması olurdu.

Sunday, 24 July 2011

ultraviolent

Amy Winehouse'un ölümüne hala inanamıyorum. Dün akşam annemin "Amy Winehouse ölmüş" demesine verdiğim "NE?!" tepkisini üzerimden atamıyorum. Haber ilk kez duyulmaya başladığında ve ölümü henüz onaylanmadığında bazı kaynaklar komada olduğunu söylüyordu, o yüzden ölmediğine dair umudum vardı sanırım. Saçma geliyor farkındayım, ama ölmemiş olmasını bekliyordum nedense. Birkaç saatte bir adını Google'lıyorum, ama tabii ki Amy hala ölü. Saçma, dediğim gibi. "Bekliyorduk zaten" tepkisi vermiş çoğu insan. Ben beklemiyordum. Ya da bu kadar erken beklemiyordum diyelim. Üzüldüm.

**

Türkiye'de gazete okuyan, haber izleyen biri değilim. Açıkçası bu ülkede haberler o kadar depresif ki, içimi inanılmaz bir umutsuzlukla doldurmaktan başka işe yaramıyorlar. Ama takip etmesem de bu aralar birbirinden fena kadına şiddet haberleri beni bulmaya başladı.

İlk olarak anneannemlerin bir komşusunun BİM'de çalışmaya başladığı için "Erkeklerin sana bakmasına neden izin veriyorsun" diyerek eşini önce boğmaya çalıştığını, kadın kaçmaya çalışınca da cebinden çıkardığı kloroformlu bir bezle bayıltıp yüzüne ve vücuduna kezzap döktüğünü duydum. Cuma günü gazetede okuduğuma göre adam tutuklanıp ertesi gün serbest bırakılmış. Kadının anneanneme söylediğine göre adam bu kadar yaptığından sonra bile hala kadını "Eğer beni terk edersen ailenin hepsini kurşuna dizerim" şeklinde tehdit ediyormuş.

Daha sonra ise annemlerin ortada bıraktığı bir gazetede Hatay'da 21 yaşında, geçen sene anne olan bir kadının eşinden ayrılıp evine döndükten sonra ailesi tarafından öldürüldüğünü okudum. Artık "kullanılmış mal" olduğu ve onu kimsenin istemeyeceği gerekçesiyle. Kızın 14 yaşındaki kardeşinin anlattığına göre baba, amca ve diğer aile bireyleri salonda oturup çay içerken kızı nasıl öldüreceklerini tartışmışlar; daha sonra amca kızın kilitli tutulduğu odaya gitmiş, ona bir bardak su vermiş, bilmemkaç kere kurşunlayıp daha sonra da o odada ölsün diye kapıyı üstüne geri kilitlemiş. Amca tutuklanmış, suçunu itiraf etmiş, diğer aile bireyleri tutuklanmadı bildiğim kadarıyla.

Bu haberin üstünde de burnunu kesip üstüne kaynar su döktüğü için terk ettiği eşiyle barışmayı kabul etmediği için sokak ortasında, çocuğunun önünde bıçaklanan bir kadının hikayesi vardı. Adam kaçmış ve hala bulunamamış.

Böyle adamlara insan demeye bile dilim varmıyor. Ve böyle erkeklerin varlığından haberdar oldukça heteroseksüel olmadığıma bin şükrediyorum.

Tuesday, 5 July 2011

the feminist killjoy

Bugünlerde fark etmiş olabileceğiniz gibi nete pek girmiyorum. Geçen hafta Çeşme-Sakız ikilisindeydim, Pazar eve döndüm ve döndüğümden beri de tezimle uğraşıyorum. Yazmam gereken şey bitene kadar bloguma yazmayacaktım (yarına kadar falan yani), ama Sözlük'te gördüğüm "evlenene kadar cinsel ilişkinin amına koymuş kadın" adlı idiot bir başlık üzerine kendimi tutamadım.

Son 4-5 yıldır yazar sayısı iyice arttığından beri Sözlük'teki gerizekalı sayısı da artışta. Sol frame'deki başlıkların çoğu seksist, homofobik, ırkçı ve türevi kapalı zihinli söylemler içeren entry'lerle dolu. Birkaç yıl önce o tür şeyler yazan insanların mantık çerçevesi içinde düşünmekten ve kendi fikirlerini sorgulamaktan aciz olduğuna inandığımdan beri kendilerini ciddiye alıp onlara laf anlatmaya çalışma zahmetine girmiyorum genelde. Yine de girmeyecek, yakınmamı onlarla muhatap olmadan burada yapacağım.

Başlık altında tahmin edebileceğiniz gibi evlenmeden önce cinsel hayatı olan kadının "orospu" olduğunu iddia eden standart göt beyinli entry'leri çoğunlukta. Bu yaşam formlarına bir şey demeye tenezzül bile etmiyorum artık. O değil de, biri "Evlilik öncesi cinsel hayatı kadını ve kocasını ilgilendirir sadece, size ne?" türü bir şey yazmış. Karı ve koca kelimelerinden tiksindiğimi belirttikten sonra demek istiyorum ki; hayır efendim, öyle değil. "Sadece kadını ve 'kocasını' ilgilendirir" demek cinsel açıdan aktif olan kadına orospu damgası yapıştıran idiotlarla içten içe aynı şeyi düşünüp bunu özgürlükçü bir kılıfla kaplamaktır bana göre. O "ve 'kocasını' ilgilendirir" lafını oraya koymak kadın cinselliğini erkeğin onayına bağlayan bir bakış açısına işaret eder.

Öncelikle, benim geçmişte kiminle, kaç kişiyle, ne şekilde yatıp kalktığım sadece beni ilgilendirir. Eşimi, sevgilimi, partnerlerimi, ya da başka birini (ister kadın, ister erkek olsunlar) ilgilendirmez. Benimle o anda birlikte olması bir insana geçmiş cinsel yaşantımı bilme ya da yargılama hakkı vermez. O hakka sahip olduğunu varsayan birini zaten hayatımda istemem. Şahsen cinselliği tabu ya da saklı tutulması gereken bir şey olarak görmediğim için saç boyama ya da kilo verme geçmişimden bahsedecek yakınlıkta olduğum insanlarla cinsel geçmişimden bahsetmekten çekinmem. Ama "x kişiyle birlikte oldum" deyince triplere girme potansiyeli olan, ya da tribe girmemesinin bana bir lütuf olduğunu düşünen insanlar gidip kendilerine bir çay koysun, bir daha da gelmesinler lütfen.

Kadın düşmanlığından bahsetmişken, bu haftasonu uzun zamandır olmadığı kadar beni tiksindiren bir örneğiyle karşılaştım.

Cumartesi gecesi kuzenim, ortak bir arkadaşımız ve onların birkaç arkadaşıyla Çeşme'deki 1888 partisindeydik. Bizi arabayla evden aldılar, benim tanımadığım bir arkadaşları bize davetiye bulduğu için girişte para ödemedik, içeride normalde 1000TL olan locaya para vermedik, ve davetiye bulan çocuk locaya söylenen Absolut'u bizimle paylaştı. Hemen ardından da "Let's dance bitches" falan türevi sonu bitch ve whore ile biten cümleler kurduğu çalındı kulağıma. Hem bize, hem de kendi kız arkadaşına. Ortam alakasız nedenler yüzünden zaten biraz gergindi, ve gitmemiz gerekiyordu yakın zamanda; hem o yüzden, hem de o insan bizi içeri sokmuş olduğu için ve orada o arkadaş grubundan kimseyi tanımayan tek ben olduğum için bir şey demedim. Ama inanılmaz rahatsız oldum, ve gitme isteğimin %90'ı o laflardan kaynaklandı diyebilirim. Mekanda kalacak olsaydık, "Senin de locanın da kafasına sıçayım" türü bir tepkiyle kalkıp başkalarının yanına giderdim çok büyük ihtimalle. Bu tür laflar edenlerden, ve erkek arkadaşlarının kendilerine ya da diğer kadınlara o şekilde hitap etmesine göz yuman kadınlardan TİK-Sİ-Nİ-YO-RUM.

Büyük ihtimalle bu insan ve kız arkadaşı bu olayı komik falan buluyorlar. Kadınlara orospu ve benzeri laflar edilmesinin "eğlence/şaka/ciddi değil" diye geçiştirilmesi de ağzımda acı bir tat bırakıyor. Mizah bu kadar basit, bu kadar ilkokul 3 seviyesinde, bu kadar zeka yoksunu, bu kadar leş olmamalı. İnsanları aşağılamanın komik bir yanı yok.

İşin içler acısı tarafı, Türkiye'de insanlara bu tür şeylerden bahsettiğimde kimse "Evet, haklısın" demiyor. Onun yerine, çoğunluğun bu yakınmalarım karşısında bana oyunbozan feminist gözüyle baktığını düşünüyorum. Ataerkillik o derece içine işlemiş ki insanların; kadınların aşağılanmasına göz yummamak gibi son derece doğal, medeni toplumlarda common sense haline gelmiş olan bir şey Türkiye'de bahsi insanların eğlencesine limon sıkmak kabul edilen, "çok radikal" bir fikir haline gelmiş. Ne kadar yazık.

Friday, 22 April 2011

a walking abortion, aborted at the gene stage

Gazete okuyan/haber izleyen biri olmadığımdan haberleri Sözlük'ten alıyorum genelde. Az önce gözüme takılan haberin başlığı "Tacizciyi yakalamak için 'yem' yaptığı eşi tecavüze uğradı".

Bu da haberin Sözlük'teki başlığı.

Başlıkta yapılan yorumlar en az tecavüzün kendisi kadar rahatsız edici:

- Olayı "sabah sabah kopartan trajikomik haber" diye tanımlayıp Levent Kırca parodilerine benzetenler,

- "Be amına koduğumun kavatı, bir kapı ötede kadını 15 dakika boyunca sikmişler" gibi okuması bile içimde kusma isteği yaratan yorumlar yapanlar,

- "Sakat fucker hakkında manowar şarkı yazmalı, ve adam haklı, kadın kendi istemiş" diye saçma salak, sikko laflar edenler,

- Tecavüz kadar iğrenç bir şeyden "karını içerde bağırta bağırta götürüyorlar" şeklinde bahsedenler,

Ne ararsanız var.

Böyle birbirinden salakça yorumlar yapan insanların varlığı beni insanlığımdan utandırıyor neredeyse.

Tecavüz kadar hem fiziksel, hem de ruhsal olarak acı verici, kalıcı olarak kirletici ve iğrenç bir olayın şakasını yapanların; tecavüzü hafife alanların gerçekten annesi, kız arkadaşı, kız kardeşi yok mu merak ediyorum. Kendileri erkek olarak tecavüz gerçeğine bağışık olduklarını mı sanıyorlar, merak ediyorum.

Benim gözümde bu tür yorumlar yapan insanların tecavüzü eden insandan hiç bir farkları yok.

Dilerim hak ettikleri gibi olurlar.

Saturday, 2 April 2011

are you having a laugh

Dün okulda İngiliz politikacı David Willetts'in feminizmin işçi sınıfı erkeklerin iş bulamamasına neden olduğu türü bir laf ettiğini duydum sınıf arkadaşımdan, ikimiz de "Yok artık, 1 Nisan şakası bu herhalde" diye düşündük ilk önce. Ders arasında Google'ladıktan sonra öğrendik ki şaka değilmiş, gerçekten dünyada bu kadar idiot insanlar varmış.

Söz konusu insan demiş ki, toplumsal hareketliliğin önündeki en büyük engel feminizmmiş. Çünkü feminizm olmasa "ev hanımı" olacak olan kadınlar üniversitelerdeki kontenjanları ve iyi para kazandıran işleri kaparak azim sahibi işçi sınıfı erkeklere yer kalmamasına sebep oluyorlarmış.

Bunun üzerine arkadaşımın "deli Katolik" olarak tanımladığı gazeteci Cristina Odone ise şöyle bir yorum getirmiş: Willetts feministlerin işçi sınıfı erkeklerin bu bahtsız duruma düşmesine sebep olduğunu söylemekte haklı, ama bunu işlerini ellerinden alarak yapmıyorlar. Bugünkü baskın feminizm anlayışına sahip olan feministler bütün erkeklerin harcanabilir olduğuna inanıp onların ayağını kaydırmaya çalışıyorlar. Willetts'in bu cesaretini takdir ediyorum, çünkü bu feministler korkutucu insanlar. Eleştiriyi kabullenemeyen bir şey haline geldi feminizm. Oysa benim feminizmim rekabeti değil, işbirliğini teşvik ediyor.

Böyle beyinsizce lafları kendini feminist olarak tanımlayan bir kadından duymak bence ne dediğini bilmeyen adamın tekinden duymaktan çok daha içler acısı bir durum.

Dünden beri kadın erkek kiminle konuştuysam herkes bu laflara sinir olmuş durumda.

Tuesday, 8 March 2011

idiocy knows no rest

Ekşi Duyuru'da birisi "3 hafta sonra evleniyorum, eşim kedimi istemiyor, evi kokutacağını ve mobilyaların içine edeceğini iddia ediyor, mobilyaları da özenle eşimin ailesi seçti ve parasını onlar ödedi, eşimi de kedi sevmediği halde kediyle yaşamaya mecbur bırakamam, kedimi ne yapabilirim" diye bir soru sormuş. Cevap yazanlar bildiğiniz soruyu soranın ağzına sıçmışlar. Haklı olarak.

İlk olarak kedi evi kokutmaz. Kediler tanıdığım çoğu insandan daha temizler ve daha güzel kokarlar.

İkinci olarak hayvanları, özellikle kedi kadar kendi halinde ve kimseye bir zararı olmayan bir hayvanı sevmeyen insandan kesinlikle kimseye hayır gelmez.

Üçüncü olarak da böyle eşinin paspasmış gibi üzerinden geçmesine izin veren kadınlar kadar çok az şeyden tiksiniyorum. Gerçekten. "Kocam bu, sever de, döver de" anlayışından hiç bir farkı yok bunun. O zihniyettekilerin aklına edeyim mümkünse, bunu söylediğimde çok tepki alıyorum genelde, ama o tür insanlar paspas gibi kullanılmayı hak ediyorlar bana göre, o şekilde davranılmaya izin verdikleri ve hiç bir şekilde halinden memnun olmama belirtisi göstermedikleri için.

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Cumartesi Londra'da Million Women Rise adlı ülkenin en büyük kadın yürüyüşü vardı. Erkeklerin yürüyüşe katılması yasak, trans insanlara pek iyi gözle bakılmıyor, seks işçilerinden de pek hazzedilmiyor; bu tür bir kitlenin düzenlediği bir organizasyon. Böyle bir şeye katılmam mümkün değil, çevremde katılmayı düşünen insanları da geçen seneki yürüyüşlerde yaşanan transfobik/seks içşisi-fobik olayları anlatarak katılmaktan vazgeçirdim.

Feminizm en basit haliyle "cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin herkesin sosyal, ekonomik, ve hukuki anlamda eşit hak ve imkanlara sahip olması gerektiğine inanmak"tır. Zaten bunun ötesinde farklı feminist akımların ve farklı feministlerin birleştiği çok az nokta var. Ve o temel noktanın ötesi işin teorisi, felsefesi, akademisi falan oluyor. Feminizmin dayanağı olan o prensipe sahip oldukları sürece insanların feminist teorinin t'sini bilmemesi umrumda değil; erkek, seks işçisi ya da trans, ne olurlarsa olsunlar insanlar o dediğim temel noktaya inanıyorlarsa ve kendilerini feminist olarak tanımlıyorlarsa, benim "Hayır, siz femininist yanlısı* olabilirsiniz, ama feminist değilsiniz ve bizimle yürüyemezsiniz" demeye hakkım yok. Kimsenin de olmamalı.

*"Feminist yanlısı" (pro-feminist) muhabbeti Londra'nın en büyük feminist grubu olan London Feminist Network'e ait bir terim. Yürüyüşlere erkeklerin katılması yasak, sitelerinde "Ama bize destek vermek isteyen feminist yanlısı erkekler yürüyüşten sonra bize katılabilirler" türü bir şey yazıyor. Erkeklerin feminist olması mümkün değil yani onlara göre, ancak "feminist yanlısı" olabilirler. Bana sorarsanız, tam bir saçmalık.

Thursday, 17 February 2011

don't be such an asshole

Bugünlerde tecavüzle ilgili çok yoruma denk geliyorum.

İlk olarak Wikileaks insanı Julian Assange'in tecavüzle suçlandığı davanın savcısı emekli bir hakim tarafından "Erkeklerden nefret eden bir feminist" olarak tanımlanıp davada taraf tutacağı, Assange'in haksızlığa uğrayacağı idda edildi. Tüm bu tecavüz suçlamalarına rağmen Assange'e hala bir idol gözüyle bakılıyor. Roman Polanski olayından sonra bir kez daha anladık ki erkek güçlü bir isim olunca birine tecavüz etse bile kimse bundan bahsetmiyor, bahsedenlere "erkeklerden nefret ediyor" damgası yapıştırılıyor.

Daha sonra kaale bile alınmayası bir nobody'den "Dekolte giyene tecavüz ederler" lafı geldi. Gördük ki erkeğin insan olamamışlığının suçlusu kadın.

Daha sonra Justin Bieber adlı çocuk (literally, çocuk) Rolling Stone'a verdiği bir röportajda "Ben kürtaja inanmıyorum, kürtaj bebek öldürmektir, tecavüz sonucu bile yapılmasına karşıyım, hayatta her şeyin bir nedeni var" buyurdu.

Tecavüzün ne gibi bir nedeni olabilir?

Facebook'ta bir arkadaşımın durumunda görerek hatırlamış olduğum bu Jessica Valenti quote'u bunu gayet iyi açıklıyor:

"Women don’t get raped because they were drinking or took drugs. Women do not get raped because they weren’t careful enough. Women get raped because someone raped them."

Ben sonuna kadar kürtaj yanlısıyım. Öncelikle "Bebek öldürmek" gibi laflarla olayı dramatize etmeye çalışanlara laflar hazırlıyorum, o derece. Kürtajla alınan şey bebek falan değil.

İkinci olarak, kadının vücudu kendine aittir. Herhangi bir nedenden dolayı kürtaj yaptırmak istiyorsa bu karar tamamen ona aittir, başka kimseyi ilgilendirmez. Babanın doğacak bebekle ilgili tüm sorumluluğu üstleneceğini iddia edip annenin kürtaj yaptırmasını engellemeye çalışmak için dava açmasını bile haklı bulmuyorum: Kadın birileri baba olmak istiyor diye 9 ay içinde bir "bebek" taşımak, o kadar acıya ve sonrasında belki de doğum sonrası stres sendromuna katlanıp o bebeği doğurmak zorunda değil. Kadın bir bebek doğurma makinesi değil.

Evet, sonuna kadar kürtaj destekleyicisiyim. Kürtaj karşıtı insanlar, özellikle kadınlarsa, fena halde tepemi attırıyorlar.

Hele ki bir kadının tecavüz sonucu ortaya çıkan bir hamileliği devam ettirmek zorunda olduğunu iddia etme hakkını kendinde bulanların beyinlerinin varlığını sorguluyorum. Merak ediyorum kendileri tecavüze uğrasalar, o anın hatırlatıcısı olan bir çocuğun hayatları boyunca her gün gözlerinin önünde olmasını isterler mi?

İnsanı sinirlendirmeyin.


Friday, 10 December 2010

damn you all to hell

Sözlük sayesinde bu habere denk geldim.

Biri haberin sözlükteki başlığına şu entry'i girmiş:

"peki sorarım sana: senin fail-i meçhul birisinin çocuğu olduğunu kavramak için annenin cinsel organını mı kontrol etmemiz gerekiyor? kaç kişi girip çıkmış diye mi bakacağız?"

Evet, olay kelimelerle tarif edilemeyecek kadar rezil. Evet, bu adama edecek küfür bulamıyorum.

Ama bir insana küfür etmek için annesinin "orospu" olduğunu ima etmeyi de aklım almıyor. Adam böyle tiksinç bir şey yaptı diye suçlu annesi mi olmalı? Olan yine kadına oluyor, erkeğin yaptığı harekete "orospu çocukluğu" diyerek olayın sorumluluğunu ondan alıp anneye yüklüyor insanlar.

Bu aralar genel olarak edecek küfür bulamıyorum. Feminist olup küfür etmek zor iş gerçekten. İngiltere'de küfür ederken bitch, cunt, slut, bastard gibi küfürleri kullanamıyorum; kadını aşağılayan küfürler çünkü. O yüzden shit ve asshole küfürlerini tercih ediyorum bu aralar (daha yaratıcı ve gender-neutral küfürler biliyorsanız önerilere açığım). Fuck kelimesi artık ataerkil anlamını kaybettiğinden ve sadece erkeklerin yaptığı bir eylem olduğu inanışı sonunda (en azından benim kafamda) yok olduğundan onu da kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Türkiye'de de aynı sebep yüzünden piç, orospu ve benzeri kelimelerle içinde am ya da anan geçen ifadeleri küfür olarak kullanmıyorum uzun süredir. Göt kafalı ya da beyinsiz uygun bir alternatif olabilir. Dediğim gibi, önerilere açığım.

Thursday, 25 November 2010

stay in school, cause it's the best

Bugün sözlük sayesinde "Üniversiteli kızın barda ne işi var" başlıklı bir habere geldim. Haber diyor ki:

Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrak devlet yurtlarına saat 21.00 olan giriş saati uygulamasını savunarak çok konuşulacak bir değerlendirme yaptı.

O yaşta kız çocuğunun başı boş sokakta dolaşmasını doğru bulmadığını söyleyen Albayrak, “O saatte çarşı pazar da açık değil, bara da gitmesin. Hem kız çocuğunun barda ne işi var” diye sordu.

Albayrak özellikle büyük şehirlerde tartışma konusu olan kız öğrenciler için giriş saatinin 21.00 olmasına yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

”O saatte neresi açık. Çarşı Pazar kapalı. Bara da gitmesin. İçki sigara zararlı zaten. Yurtlarda kalan öğrencilerimizin yüzde 96-97’si dersleriyle ilgileniyor. Tiyatroya sinemaya gitmelerine veya bir kursa katılmalarına engel yok. Gittiklerinde bunu gösteren belgeleri ibraz ettikleri taktirde hiçbir sorun yaşanmıyor. Hem 17 yaşında kız çocuğunun o saatte dışarıda kalması doğru mu? Ben o saatte kız çocuğunun başı boş sokakta dolaşmasını doğru bulmuyorum. Tiyatroya sinemaya gitsin, bar başka bir şeydir. Hem erken saatte yurda girince ders çalışmaya başlıyorlar. Biz de bu giriş saati uygulaması ile onları ders çalışmaya yönlendirmiş oluyoruz."



Ne diyeceğimi bilemedim cidden bir an.

Devlet yurtlarına giriş saatinin kızlar için 21.00 olduğunu bilmiyordum, yazık vallahi. Erkekler için giriş saati falan yok tabii. Erkek adam istediğini yapar çünkü.

Türkiye'deki yurt deneyimim Yeditepe Üniversitesi'nin yurtlarında geçirdiğim 3 aydan ibaret. Kaldığım sırada yurda giriş saati haftaiçi 24.00, haftasonu 01.00 idi (haftaiçi 23.00, haftasonu 00.00 idi ve itirazlar yüzünden sonradan birer saat uzatılmıştı yanlış hatırlamıyorsam). Yine de isteyen önceden haber verip geç gelebiliyor ya da hiç gelmeyebiliyordu ("Bilmemne konserine gideceğim" uydurmasıyla gece 3'te döndüğümü ya da var olmayan teyzemde kalacağımı iddia ederek başkalarının evinde kaldığımı hatırlıyorum çok kez). O sırada 17 yaşımı dolduralı birkaç ay olmuştu, İzmir'deki ailemle yaşarken hiç "Şu saatte evde ol" muhabbeti yapılmazdı, istediğim saatte istediğim şekilde (sarhoş vs) girip çıkardım eve, ve hiç bir laf edilmezdi. O yüzden bu geceyarısında yurda dönme, girişte sarhoş görünmemeye çalışma ve özellikle yurda alkol sokmama muhabbeti çok canımı sıkıyordu; bu duruma en fazla 3 ay katlanabildim ve eve çıktım zaten.

Bu giriş saatinin 21.00 olmasını aklım almıyor bile yani.

Genel müdür bir insanın açık açık bu kadar prehistorik zihniyette bir açıklama yapmasını hiç aklım almıyor hatta.

Kendisine laflar hazırladım:

- "9'dan sonra çarşı pazar kapalı zaten" diye bir şey yok. Bağdat Caddesi'ndeki Topshop'un o saatte gayet açık olduğunu hatırlıyorum mesela.

- Çarşı pazar kapalı olsa ne olur, o saatten sonra dışarıda olan herkes bara mı gidiyor?

- Hadi bara gitseler ne olur, bu "Erkek bara tabii gidecek, ama kız gidince orospu olduğunu ima edelim" türü zihniyetler benim cidden midemi bulandırıyor. Az önce yediğim pizzayı kusasım geliyor. 14 yaşımdan beri gururla düzenli olarak barlarda zaman geçiriyorum, geçireceğim de.

- Siz o giriş saatini koydunuz diye insanlar bara gidemez mi sanıyorsunuz? Hayatımda eve giriş saati sahibi olduğum son dönemler olan 14 yaşımdan hatırlıyorum ki, insan öğlen dışarı çıkıp bütün gün içip hoşuna giden insanlarla öpüşüp takılıp gayet akşam yemeği saatinde odasına dönmüş olabiliyor.

- Öğrencilerin %97'si ders çalışıyormuş yurtlarda, erken dönünce ders çalışmak zorunda kalıyorlarmış. Benim bildiğim yurtlarda öğrencilerin %97'si internette zaman öldürür, geri kalanı ders çalışır.

Bunları belirttikten sonra size İngiltere'deki yurt deneyimimden bahsetmek istiyorum. Buradaki ilk senemde yurtta kaldım. Okuduğum üniversitenin içinde 10 tane pub'ı ve 3000 kişilik gece klübü olan oha boyutta bir kampüsü vardı. Derslerden sonra, ders saatini beklerken ve ders çalışırken içerdi insanlar; hocalar ders sonrası discussion'ları okulun pub'larında yapar ve öğrencileriyle birlikte içerlerdi hatta. Daha sonra yurtta kalan ve aşırı sarhoş olanlar karanlıkta tek başlarına dönmesinler diye okulun güvenliği tarafından kapılarının önüne kadar bırakılırdı. Yurtlar zaten çok çılgın partilerin mekanıydı, her gece ya kendi evimizde ya da yan evlerden birinde mutlaka geç saatlere kadar süren bir parti olurdu. Mutfağında ağzına kadar alkol dolu bir dolap bulunmayan bir eve rastlamak mümkün değildi. Giriş çıkış saati diye bir şey ya da öyle şeyleri kontrol eden güvenlik görevlileri zaten yoktu, isteyen istediği saatte istediği halde (sarhoş, kafası güzel, sevgilisiyle birlikte vs.) gelirdi. Tüm bu parti ortamına rağmen herkes sabah tüm ciddiyetiyle dersine gider, ödevini yapar, derslerini geçerdi.

Üniversite anaokulu değil, o yaşa gelmiş insanlara karışılmamalı. 18 yaşını dolduranlar kız-erkek istediği saatte girip çıksın, 18 altı olanlar da ailelerinin yurda bildirdiği saatte gelsinler. Bu kadar basit. 21.00 nedir ya?!

Wednesday, 4 August 2010

we're Tigre and bunny and we like the boom

Mezun olabilmek için yazmam gereken essay sonunda bitiyor bu hafta.

Cumartesi günü Babylon Aya Yorgi'de Nouvelle Vague var, o gece giymek için bir şeyler almam lazım. Babylon'un güzelim Alaçatı'dan Absolut-RedBull'cu cikslerin mekanı Aya Yorgi'ye taşınmasını kınıyorum, oraya arabayla gidene kadar ölüyor insan, park yeri de yok adam gibi. Geçenlerde Seaside'da ayakkabılarım fena halde kum olduğundan Babylon'un Aya Yorgi'deki mekanının konser alanı kum mu bilmek istiyorum. Bir fikri olan?

Sözlük'te "kadın erkek eşitliği eşcinselliği yaygınlaştırır" diye bir başlığa denk geldim az önce. Altına yazılanlar arasında şöyle bir entry gördüm:

"yanlış önermeye güzel bir örnektir. kadın ve erkek yasalar önünde hukuken eşittirler. normal şartlar altında her ne kadar erkek kadından fiziksel ve zihinsel olarak daha üstün dünyaya geliyor olsa da, çalışmanın gelişme üzerindeki etkisi gereği, yaşam esnasında farklı cinsler birbirlerine üstünlük sağlayabilmektedirler. eşcinselliğin ise bu durumla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur."

İyi, güzel de, boldladığım kısma dikkat lütfen.

Erkeğin kadından fiziksel olarak daha üstün olduğuna inanç kaba kuvvete değer veren bir toplum oluşumuzdan kaynaklanıyor. Bu yüzden erkeklerin çoğunun kafa atınca kadınların çoğundan daha çok zarar verebilme potansiyelleri "üstünlük" olarak algılanıyor. Kadının kendi içinde bir hayat yaratabiliyor ihtimalinden daha üstün sanırım bu "hşt bilader" yapabilme yeteneği (bana "çocuğu erkekle kadın birlikte yapıyor" gibi argümanlarla gelmeyin, eminim gelecekte tamamen erkeksiz çocuk yapmanın bir yolu bulunacak, hatta bulunmuş bile olabilir hatırlamadığım bir yerde okuduğum kadarıyla).

Hadi onu geçtim, "erkek kadından zihinsel olarak daha üstün dünyaya geliyor" nedir ki? Bunu kanıtlayan ve erkekler tarafından yürütülmemiş, adam gibi (kredibilitesi olan birilerinin gerçekleştirdiği) bir araştırma gösterin bana, tüm bu laflarımı geri alırım. O güne kadar da kimse bana erkeğin zihinsel olarak kadından daha üstün doğduğunu kabul ettiremez. Erkeğin kadına olabilecek tek zihinsel üstünlüğü kadının eğitilmesine gerek duyulmadan, "Kariyer yapmaya/okumaya ne gerek var, sen iyi bir eş olmaya bak" modunda şartlandırılmasından kaynaklanır.

Zihinsel üstünlükten kastedilen nedir bilmiyorum, ama erkeklerin daha zeki olması gibi şeyler tamamen erkek uydurması. İnsan zekidir ya da değildir, bunun cinsel organıyla ne ilgisi var?

Duygusal zeka konusunda da erkekler kadınlarla eşit olmayı geçtim, yıllarca gerideler. Erkek arkadaşlarıma ve okuyucularıma no offense; ama heteroseksüel erkeklerin çoğu duygusal özürlü. Kesin yargıda bulunmamak için "çoğu" diyorum; yine de ben ne eski erkek arkadaşlarımın, ne arkadaşlarımın, ne de babamın ya da ailemdeki herhangi bir erkeğin bir kadın kadar çok duygusal olgunluğa sahip olduğunu gördüm. 60 yaşında bile olsa o duygusal olarak iletişim ve bağlantı kurma, empati vs. yeteneği gelişmemiş oluyor erkeklerde. Anlayamıyorlar, en kötüsü de anlamaya çaba göstermiyorlar. Bunun da toplumun "erkek adam duygusal olmaz" şeklinde şartlamasından olduğunu düşünüyorum. Erkekler duygularını belli etmeye etmeye karşılarındaki insanın duygu ve ruh hallerini okuma yeteneklerini kaybediyorlar. Gerçekten de çok yakın erkek arkadaşlarımın oturup "Ben çok aşıktım, kalbimi kırdı" modunda ağladığını, ya da ben aynı şeyi yaptığımda awkward silence modunda diyecek şey bulamadan kalmaktan başka tepki verdiğini görmedim.

Kısacası harita okuma ve yer yön bulma dışında erkeğin kadına bir zihinsel üstünlüğü yok.

Monday, 14 June 2010

i'll get off my soapbox now

Dün Brighton'daydım. İngiltere için alışılmadık derecede sıcak ve güneşli bir gündü. TK Maxx'e gidip Mango indiriminden daha da çılgın bir kalabalık arasında yüzlerce güneş gözlüğü içinde Stella McCartney arayıp sonunda bulduktan sonra oradaki favori pub'ımda bir şeyler içmeye gittik. İngiltere'deki tüm gay barlarda ücretsiz dağıtılan dergilerden alırım her gittiğimde, bu kez de favorim olan G3'yi almış okuyordum ki ben finallerimle kafayı bozmuşken gay dünyada olup bitenlerden habersiz kaldığımı fark ettim. Lady Sovereign came out and I had no idea! Gerçi onun gay olduğunu en gaydar'ı bozuklarımız bile biliyordu ama neyse, official olarak açıklamış kendisi.

Bir diğer ?! olduğum haber ise şu oldu: http://www.independent.co.uk/news/world/americas/antigay-baptist-minister-took-male-prostitute-on-holiday-1964506.html. Amerika'da eşcinsel karşıtı bilmemne derneğinin kurucusu dedem yaşındaki bir adam rentboy.com sitesinden bulduğu 20 yaşındaki bir adet male prostitute ile tatil dönüşü yakalanmış. Çok güldüğüm üzere de yakalandıktan sonra "Ben onu çantalarımı taşısın diye tutmuştum" demiş. Lol yani. Bazen cidden bütün homofobiklerin içinde bu kadar olmasa da gizli eşcinsellik olduğuna gönülden inanıyorum. Böyle olaylar çok duyuyorum çünkü.

Akşam zorla maç izledim. İnsanların canlı olarak maç izleme sevdasını fena anlamsız buluyorum. 3-5 saat beklesen, banttan izlesen ne olur? Bunu Lisa'ya söylediğimde bana "E sen sevdiğin grubun konserine niye gidiyorsun o zaman CD'den dinlemek varken" cevabını verdi. Kanlı canlı konser izlemekle televizyonda canlı yayında maç izlemek aynı şey mi ki? Hani stadyumda izliyor olsan neyse, ama televizyon bu ya.

Zaten futbol maçı izlemek tamamen anlamsız bulduğum bir şey. Orada dünyanın parasını alan herifler top peşinde koşturuyor, sen evinde oturup izlemekten zevk alıyorsun. Tenis maçı gibi olsa, oyuncunun yeteneğine hayran olup onu izlesen neyse, ama bir takımla sıradan bir vatandaş arasında kurulan bağ bambaşka saçmalıkta bir şey. Sokaklarda, evlerde milli takım renklerine bürünmüş oturan, kazanmayı ya da kaybetmeyi sanki kendi başarısı/başarısızlığıymış gibi gören insanlar, onları tanımayan ve kazandığı para dışında taraftarını en ufak bir şekile umursamayan futbolculara fanatik bir sevgiyle bağlanan taraftarlar. Normalde futbolla alakası olmayıp maç günü milli takım ve ülke aşığı şeklinde gezenler. Türk olmaktan, İngiliz olmaktan, bilmemnereli olmaktan, 10 kuşak önce tamamen tesadüfi bir şekilde kendi yaşadığı topraklardaki insanların kazandığı bilmemne savaşından, yine tamamen tesadüfi bir şekilde x ülkesinde doğduğu için yattığı yerden haksız bir gurur duyanlar. Hiç birini anlamıyorum. Milliyetçilikten, fanatiklikten hazzetmiyorum.

Brighton yolunda Lisa'ylayken feminizm konusu açıldı. İnsan nasıl kadın olup feminist olmaz aklımın almadığını söyledim. O da bana kendisini feminist olarak tanımlamadığını söyledi. "Kadın erkek eşitliğine inanan herkes feministtir, feminizme çok anlam yüklendiği için kendine o etiketi yapıştırmaya korkuyor insanlar" dedim ben de, sonra Lisa bana "Kadınlar ve erkeklerin her konuda eşit olması gerektiğini düşünmüyorum, kaçınılmaz biyolojik farklarımız var, belki aynı seviyede olmalıyız evet, ama aynı değiliz" cevabını verdi. Bu biyoloji muhabbeti çok karşıma çıkıyor ve en sinir olduğum argümanlardan biri. İnsanlar bu "aynı değiliz"in erkek egemen zihniyetin kadını baskılama unsurlarından biri olarak kullanılan bir bahane olduğunu göremiyorlar nedense. Bu argümana bahane dememin iki nedeni var. Birincisi sex ve gender ayrımını yaparsak; sex'i biyolojik cinsiyet, gender'ı da toplum tarafından yaratılmış cinsiyet rolleri olarak tanımlarsak, biyolojik farklılığın hiç bir zaman sex'te kalmadığını ve gender sahasına taştığını görebiliriz. Gender da kadınlara "feminenlik" adı altında onların erkekler tarafından kontrol edilmelerine neden olan özellikler yükleyen bir kavramdır. Erkeğe güçlü, mantıklı, sert vs. gibi sıfatlar yakıştırılırken kadınlara hep hassas, duygusal, zayıf gibi negatif anlamlar yüklenen sıfatlar layık görülür. Kim bilir, belki kadınlar onlara duygusal olmak, caring olmak dayatılmasa (erkekler annelerinden, sevgililerinden vs. care ihtiyacı içinde olmasalar) öyle olmayacaklar.

Biyolojiyi kadın-erkek eşitliği karşıtı bir argüman olarak öne sürenler genelde kadının anne olabilitesinden bahsederler tüm süper özellikler erkeğe verildi diye kadınlar ağlamasın diye. Bu da bizi bunun aslında erkek egemenliğin bir bahanesi oluşunun ikinci nedenine getiriyor: Sanki her kadının annesel içgüdüleri doğuştan varmış gibi insana o içgüdünün olmamasının anormal olduğu dayattırıldıktan sonra o içgüdü kutlanmaya başlanıyor, "Ne kadar şanslı kadınlar, anne olabiliyorlar" şeklinde. Anne olduğu için hayatı evde kocasına yemek pişirip çocuk bakmaktan ibaret hale gelenlerden, çocuğu yüzünden iş saatleri flexible olmadığı için annelerin işverenler tarafından tercih edilmemesinden, doğru düzgün doğum izni alınamamasından, çocuğunu kreşe vermenin garipsenmesinden, baba ne kadar ilgili olursa olsun çocuğun her zaman en çok anne üzerinde bir yük olacağından, çocuk gayrimeşruysa toplumun kadına hayatı zindan edeceğinden bahsedilmiyor. İkisi de kadın ya da erkek de olsa A ve B kişisi arasında da biyolojik farklılıklar var, kimse A ve B bu yüzden eşit olmamalı demiyor. Bu kadınlar Venüs'ten, erkekler Mars'tan türü "Kadınlarla erkeklerin beyni/biyolojik yapısı bilmemnesi farklı" gibi şeyler tamamen kadını ezmek için justification, başka bir şey değil. Bana böyle şeylerle gelmeyin o yüzden.

Monday, 7 June 2010

l'chaim

Sözlükte "evliliği aşağılayan zamane kızları" başlığını gördüm şimdi. Her ne kadar tanım haline getirip oraya yazmaya üşenmiş olsam da evlilik hakkında çok doluyum aslında.

Sex and the City'nin dizi halini seviyor olsam da ilk film beni fena halde sıkmıştı. İkincisine en ufak bir gitme isteği bile duymadım. İnsanlardan duyduğuma göre ırkçı yorumlar içeren, tamamen "olaysız", laf olsun diye yapılmış bir filmmiş. "Aidan geldi ama" dedi birisi, sordum "Big'le ayrılıp Aidan'a mı döndü Carrie", "Hayır" dediler, "Aman o zaman izlemem" dedim. Son derece post-feminist bir text olan Sex and the City'deki kafayı tüketicilikle (üstelik de designer ayakkabılar arasında en bir boka benzemeyenler olan Manololar'la) bozmuş olan cinsel özgürlüğünü gerçek özgürlük, cinsel gücünü gerçek güç sanan kadın modeli beni tiksindiriyor (bilmeyenler için: post-feminizm karşıtıyım). "Hayatınızın erkeğini aradığınız sürece önünüze gelenle yatıp kalkabilirsiniz" mesajı beni sinirlendiriyor. Kadınların erkeklerin onlara dayattığı "seksi vücutlu, cinsel açıdan utanmasız, özgür kadın modeli"ne uygun olarak geceleri minicik etekler ve topuklularla clublara doluşmayı, "özgür kadın" imajı yaratabilmek için kendilerini cinsel objeler haline getirmeyi gerçek özgürlük sanmaları midemi bulandırıyor. Malesef yine erkeklerin dayattığı bir biçimde bu "özgür kadın" modelleri evlenme teklifi almayı hayatlarının yegane amacı olarak görüp "Aayy Carrie ve Big" falan diye swoon oluyorlar; içlerinden birine evlenme teklifi edilince hemen bütün arkadaşlar aranıyor, aylarca düğün ve evlilik muhabbetleri yapılıyor, yüzük gururla taşınıyor, milyarlarca para gereksiz yere harcanıyor (3-5 yıla da boşanılıyor hatta). Bu kadın tipinden çok nefret ediyorum gerçekten, inanılmaz aciz geliyorlar bana.

Alyans alliance kelimesinden gelir. Feodal dönemde toprak sahiplerinin toprak kazanma, barış sağlama, savaşı önleme, bir alliance oluşturma amaçlarıyla oğullarını diğer lordların kızlarıyla evlendirmeleri o yüzüğün kökenini oluşturur. Alyans tamamen mantıksal bir nedenle ortaya çıkmıştır kısacası. Ayrıca "Bu kişi bana ait, uzak durun" mesajı vermekten başka bir amacı yoktur. Kadınlar neden bu kadar mağara adamı tarzı kendilerini sahip olunabilen bir nesne haline getiren, aşağılayan bir şeyi bu kadar gururla sergiliyorlar bilmiyorum. Zaten evliliğin tamamen gereksiz bir şey olduğunu düşünüyorum. Bunu söylediğimde "Aşık olduğun biri teklif etse hayır mı dersin" sorusunu soruyor insanlar genelde. Aşık olduğum birisi zaten o soruyu bana sormasını kendi benliğime bir saygısızlık ve hakaret olarak algılayacağımı biliyordur ve dolayısıyla sormaz. AB vatandaşlığına geçmek dışında evlenmemin hiç bir nedeni olamaz.

Tuesday, 25 May 2010

you're disgusting, i won't miss ya

Az önce sözlüğü açtığımda sol başlıkta gözüme çarpan "iki biraya kendini siktiren taksim kızları" başlığını görünce "yok artık" diye düşündüm. Başlıktaki ilk entry şu, yazarı angrboda:

"1.taksim barları sürtükleridir, iki bira ısmarladığınız zaman eve atarsınız bu kaşarları. sevgilileri oldugunu sonradan ogrenirsiniz, sevistikten sonra bu yaptıgımız dogru degil klişeleri falan. dünyanın en dürüst orospusudur.

bunların level atlamısları ise sevgililerine aldattıgını itiraf eder, moda galiba.

45 lik, mojo, soho, line gibi barlarda takılırlar. bunlar bazen barların kapısının onunde ağlayarak telefonla konusurlar, kiminle konustuklarını bilmiyorum. gerizekalılar."


Benim buna ilk tepkim "Bu nedir yaa?" oldu. En garip kısmı da altına yazılan 15 entry arasında çoğunun "oh yes evet abi Taksim saksocuları" modunda olması. Ne yazsam diye düşündüm, "Ne kadar mal bi insansın sen"den başka diyecek şey gelmedi aklıma, hissettiklerimi kelimelere dökemedim. Bu entry zaten düşündüklerimi kısmen açıklamış:

"15.hayattan ve sevişmekten keyif alan kızlardır sadece toydurlar. bütün bu toy hanımlara buradan sesleniyorum; jargonu kaşar, orospu, kevaşe olan kompleksli türk erkekleriyle yatmayın. zaten erken boşalırlar, e dur daha noluyoz olursunuz. kimseye de bişey ısmarlatmayın, hesabınızı kendiniz ödeyin. prensipli sevişin hani.

(icimdengelsekeske, 25.05.2010 14:22)"


Hayır yani gerçekten insanların "iki biraya kendini 'siktiren' taksim kızları" gibi bir başlık açmasına inanamıyorum. Bu tür insanların babaları da annelerini 'siktikten' sonra kaşar, orospu, sürtük falan diye bağırır mıymış merak ediyorum.

Fringe'deki gibi belirli gene sahip insanları öldüren bir şey üretilsin ve misogyny genine sahip olanlar dünyamızda yer kaplamasın artık mümkünse.

Saturday, 3 April 2010

le deuxième sexe

Ekşi Sözlük'teki "kadınlığını kullanamamış kadınlar" başlığını gördüm biraz önce.

Aşağıda da başlıktan 2 entry görmektesiniz:

7. efenim bir de şu okulu bitireyim, şu doktorayı yapayım, şu master da bitsin ondan sonra mantığı ile kariyerinden başka herşeyi geride bırakarak zirveye ulaşan bayanlar vardır. zirveye vardıklarında bir de farkederlerki yaşları 40ı geçmiş ve kadınlıklarını zirvede yaşayacakları zamanları kariyer peşinde harcamışlardır. otomatikman etraftaki bekar, yaşı yaşına ve huyu huyuna uygun olan sosyo kültürel seviyesi yüksek erkek konsantrasyonu da zaten dip yapmıştır. es kaza kafaya ve mantığa uygun bir erkek bulunupta evlenip çocuk yapıncaya kadar da zaten kapıya menapoz çilesi dayanır. bir ömür böyle yiter gider işte. bekar, kariyerli, kültürlü ve bir o kadar da yalnız kadınlar çoğalır toplumda.
(matrixx, 03.04.2010 15:32)

8. düzenin düzdüğü kadınlar.
(gloomystorm, 03.04.2010 15:36)

-Bir kere o başlık neden "kullanmamak" değil de "kullanamamak"? (Self-cevap: Çünkü erkek egemen, misogyny diz boyu bir ülke Türkiye.) Oradaki -amamak gayet kullanmamanın kötü, tercih edilmeyen bir eylem olduğunu ima ediyor. Kadın illa "kadınlığını" kullanmak zorunda mı? "Kadınlık" nedir bir kere? Cinsel cazibesini kullanarak kendini güçlü hissetmek midir? Ben bunu yapmıyorum diye "kadın" değil miyim? Böyle salak şeyleri nerelerinden çıkarıyor insanlar?

-7. entry konusunda ne desem bilemedim. Böyle zihniyetler beni çok sinirlendiriyor kesinlikle. Neymiş, mastermış doktoraymış derken kadınlar koca fırsatını kaçırıyorlarmış. Kadının hayatının yegane amacı koca bulmak zaten. Bunu yapmayarak geçen hayatlar "bir ömür böyle yiter gider" kapsamına alınıyormuş. (Bir de kendimi tutamayarak ekliyorum ki "menapoz" menopoz diye, "bulunupta" bulunup da diye ve ki de ayrı yazılır.)

Bu "kariyerli, kültürlü, ve bir o kadar da yalnız kadın" stereotipi nedense kadının-yeri-evdedir'ciler tarafından çok karşımıza çıkarılıyor. Herhalde böyle olayları dramatize ederek kadının bağımsızlığının kötü bir şey olduğuna bizi inandıracaklarını sanıyorlar. Kadının kariyer yapmasının özel hayatını feda etmesini gerektirdiği gibi salak bir önyargı yaratılıyor kafamızda (sanki kariyer yapan erkekler için aynı şey geçerli değilmiş gibi). Kadınlar çocuklarını kreş, anaokulu, bebek bakıcısı vs. yerlere teslim etmek için "Ama çok çalışıyorum" gibi bir bahaneleri olmak zorunda hissettiriliyorlar. Geçin bence bunları. Her kadın evlenmek isteyecek, çocuk isteyecek, maternal dürtü sahibi olacak ya da çocuğuna %100 kendisi bakmamak için geçerli bir bahanesi olmak zorunda gibi bir şey yok. Ben ne evlenmek istiyorum, ne de çocuk sahibi olmak; olsam da çocuğuma benden çok bakıcılar bakar herhalde, kesinlikle sürekli bir başkasına bakmakla uğraşamam ve "annesel"liğin A'sı yok ruhumda. Bunda da en ufak bir anormallik görmüyorum. Hayatın amacı uygun eşi bulmak ve üremek değil.

-8. entry konusunda ne desem bilemedim. Böyle insanlar o kelimeleri kullandıkları ağızlarıyla annelerini nasıl öpüyorlar merak ediyorum.