Showing posts with label the vault and wishlist. Show all posts
Showing posts with label the vault and wishlist. Show all posts

Thursday, 9 January 2014

saint laurent sl/02h

Zaman yine indirim zamanı. Eskiden Noel'de başlayan indirimleri yıl boyunca heyecanla beklerdim, ama hem dolaplarımda iki fazladan kazak dahi alacak yer kalmaması sebebiyle, hem de "Olur da Türkiye'ye dönmek zorunda kalırsam bu kadar eşyayı ne yapacağım" düşüncesiyle bu sene indirimlere pek ilgi göstermedim. Ama yine de dün akşam bir Selfridges'e uğrayayım dedim. Zamanlamam mükemmelmiş gerçekten, tam %50 indirimli olan şeylerin daha da düştüğü güne denk gelmişim. 99 pound'a Alexander McQueen babetler, 100 küsür pounda Balenciaga ve Burberry ayakkabılar, 50 pound'a Michael Kors elbiseler vardı. İki saat kararsız kaldıktan sonra 425 pound'dan 125 pound'a düşen bir çift Saint Lauren spor ayakkabı ile evin yolunu tuttum. Çok da rahatlar.

Bu kadar ucuza Saint Laurent ayakkabı alabildiğime hala inanamıyorum.


Monday, 1 July 2013

jaeger

Yarın sabah staj yaptığım yerde iş görüşmem var. Pek resmi bir ortam olmamasına rağmen her yerde süren indirimlere dayanamadım ve iş ortamlarında her zaman giyilir diyerek Jaeger'da gördüğüm elbise-ceket bir takıma yatırım yapmaya karar verdim - 400 pound'dan 120 pound'a düşmüştü. Yine de az değil, ama herkesin dolabında acil iş durumları için güzel bir şeyler bulunmasında fayda var diyerek kendimi ikna ettim. Altına da Marks and Spencer'dan bulabildiğim en düşük topuklu ayakkabıyı uyuşturdum.





Görüşmemin nasıl gittiğini haber veririm.

Friday, 31 May 2013

liberals giving me a nerve itch

Geçen günkü Depeche Mode faciasından sonra kendimi alışverişe verdim. Bu aralar makyaj malzemesiydi, cilt bakımıydı falan öyle şeylere takmış durumdayım (anti-aging işine ne kadar önce başlanırsa o kadar iyi diye düşünüyorum). Hem kozmetik hem de cilt bakımı ürünleri birbirinden cici olan Soap and Glory'e sardım bu aralar. Fiyat olarak biraz tuzlu, ama yurtdışında denk gelirseniz mutlaka bir deneyin derim.



İngiltere'ye bu sene yaz gelmek bilmedi, Haziran geldi hala montla geziyoruz, ama yine de ışıltılı pudra almasam olmazdı. Uzun zamandır parıltılı ama yüzümü sime bulanmış gibi göstermeyecek bir pudra arıyordum, sonunda buldum.


Işıltılı pudra falan dedim diye her gün makyajla geziyorum sanılmasın. Hafta içleri makyaj yapmak yerine 10 dakika daha uyumayı tercih ettiğimden genelde sadece SPF'li nemlendirici, allık ve renksiz dudak nemlendiricisi sürüp çıkıyorum. Allık olmadan yüzüm çok soluk görünüyor ve maalesef toz allıklar çok kalıcı olmuyor. Stila'nın krem allığını denedim geçenlerde, o da çok doğal durmasına rağmen uzun ömürlü olmadı. Sonunda Soap and Glory'nin jel allığını aldım. Sabah eve giderken sürdüm, işe gittim, iş sonrası dışarı çıktım, 15 saat sonra eve geldiğimde yanaklarım hala pembeydi. Mükemmel!


Bir sonraki durağım Marc by Marc Jacobs oldu. Special Items ürünleri Londra mağazasında pek bulunmuyordu, o yüzden bu iki t-shirt'ü görünce hemen atladım!

Marc Jacobs'ın böyle politik temalı t-shirt'lerine bayılıyorum.



Onun dışında geçenlerde tansiyonum çok yüksek çıktığı ve doktorum beslenmene dikkat et uyarısında bulunduğu için diyete başladım. Tuzsuz hayat gerçekten çok sıkıcı, ama en azından daha sağlıklı beslenir ve hatta evde yemek pişirir oldum. Chorizolu ve karidesli paellam ile mozzarella-domates salatama çok emek verdiğim için paylaşıyorum :)


Uzun bir gün sonrası eve geldiğimde beni Chanel'in promosyon amaçlı gönderdiği seyahat boyu maskaralar bekliyordu. Hiç topaklaşmamasını tuttuğum, ama hacim verici olmasına rağmen varlığıyla yokluğu bir olan bu maskaraya kim niye para verir bilmiyorum, ben vermediğime memnun oldum şahsen.



Son olarak normalde $1400 fiyatlı Marc Jacobs Casey'e eBay'de 54 pound'a denk gelerek günün fırsatını yakaladım sanırım!

Yüzeysel şeylerle dolu bu post'tan sonra Pazartesi daha "derin" mezvularla geri döneceğim.

Monday, 7 January 2013

miss atomic bomb

Cumartesi günüm baştan aşağı tam bir alışveriş çılgınlığı ile geçti. Önce Primark ve Marks and Spencer'da işe giyilecek chino ve şifon gömlek stoğumu tamamladıktan sonra asıl alışverişe Selfridges'de başladım. Amacım her indirimde olduğu gibi Marc by Marc Jacobs bir çanta almaktı, ama indirimde doğru düzgün çanta kalmamıştı. Giyim bölümü ise bildiğiniz coşmuştu, %70 gibi bir indirim vardı bir sürü şeyde. 400 pound'dan 50 pound'a düşen ipek bir Diane von Fürstenberg elbise yakalayınca inanamamazlıktan kendimden geçtim denebilir. 16 beden giyen bir insan olarak o 12 beden elbisenin içine kendimi ne güçlükle sığdırdım anlatamam. Ama sığdım sığmasına da, sevgili popo ve göbeğim elbiseyi yukarı kaldırdığından eteği olmaması gerektiği kadar mini oldu. İçimdeki "Bir daha nerede böyle fırsat bulacaksın, al zayıflayınca giyersin hem motivasyon olur" diyen ses ile "Seneler önce motivasyon olur diye aldığın ve hala bileği kapanmayan Lanvin ayakkabıyı, içinden fışkırdığın S beden MbMJ bikiniyi hatırlamıyor musun" diyen ses yarım saat falan kapıştı. O sırada çevremde aç kurtlar gibi dönüp duran kadın sürüsüne kaptırmamak için elbiseyi elimden bırakamadım. Sonunda 50 pound'u daha içime sinecek bir şeye harcamaya karar vererek elbiseyi yerine geri astım. Selfridges'den çıkarken hala acaba yanlış mı yaptım diye düşünüyordum, ama geçti gitti, neyse.

Bütün gün Selfridges'de dolanıp tek bir şey bile alamamış olmaya sinirlenen bünyem hızını alamadı ve eve uğrayıp poşetlerimi bırakarak Knightsbridge'e gittim. Harrods'a gittim, çanta reyonuna baktım, indirim bölümünde ilgimi çeken bir şey yoktu. Birbirinin tepesine tırmanan turist kalabalığının da etkisiyle sinir olup çıktım ve hemen yandaki Harvey Nichols'a gittim. MbMJ maalesef İngiltere'de ABD fiyatına göre çok daha overpriced olduğundan %50 indirimle bile cüzdanlar bana çok pahalı geldi, güzel çanta da kalmamıştı. %50 indirimle 600 küsür pound'a düşmüş olan PS1'lara bakıp iç çeke çeke giysi ve ayakkabılara doğru yol aldım. Giysilerde öyle Selfridges'deki gibi çılgın bir indirim yoktu. Ama ayakkabılar daha çeşitliydi. İndirimdeki ayakkabılar arasında yıllardır istediğim Balenciaga loafer'lar gözüme çarptı, ama maalesef 39 üstü kalmamıştı. Bir anda içime öyle bir Balenciaga ayakkabı isteği doğdu ki, ayağıma inen kara sulara ve vahşi hayvanları andıran kalabalığa aldırmadan Harrods'a geri döndüm. Aynı ayakkabı orada %60 indirimdeydi, ama orada da sadece 36'sı kalmıştı. Eve döndüm, ilk iş bilgisayarımı açıp ayakkabıları aramaya başladım. O akşamdan beri günde birkaç kez aklıma gelen her siteyi kontrol ediyorum indirimde satan bir yer var mı diye. Olmadı yurtdışından getirteceğim, çok fena taktım. Kendimi bir ayakkabıya 200 pound vermenin mantıklı bir şey olduğuna inandırabilirsem tabii.



Friday, 21 December 2012

don't want your picture on my cell phone, i want you here with me

The Killers'ın uzun zamandır beklediğim, İngiltere turneleri sırasında Blackpool'da çektikleri klip sonunda çıktı. Winona Ryder oynuyor ve yönetmeni Tim Burton. Şarkı da çok, çok güzel. Mutlaka izleyin.



**

Bu hafta Twenty8Twelve'in Londra'daki atölyesinde sample sale vardı. Eğer blogumu takip ediyorsanız sample sale denen olaya ne kadar bayıldığımı biliyorsunuz. Bilmeyenler için sample sale, eski sezonlardan kalan ya da dergilere, fotoğraf çekimlerine vs. gönderilen örnek ürünlerin çok büyük indirimlerle satıldığı özel satışlara deniyor. Yepyeni, en ufak bir kusuru olmayan bir şeyi normalin %10'u fiyatına bulabiliyorsunuz.

Şu anda yaşadığım ev çok küçük olduğu ve dolabımda artık kesinlikle yer kalmadığı için çok şey almamayı planlıyordum ama yumuşacık ipekleri görünce kendimi tutamadım. İşte bu sefer denk geldiğim şeyler:

Twenty8Twelve Caitlin ipek bluz £175 £20



Twenty8Twelve Petunia ipek hırka £185 £20



Twenty8Twelve Ivry ipek fular £100 £15


Twenty8Twelve Blair t-shirt £75 £12



Buna benzer birkaç t-shirt daha aldım, nette fotolarını bulamadığımdan ve kendim çekmek için çok üşengeç olduğumdan paylaşamıyorum.

Geçenlerde aldığım MbMJ bozuk para çantası ve Balenciaga çantayı da Türkiye'ye gidip doğru düzgün fotoğraf çekince paylaşacağım. Burada hava o kadar kasvetli ki ikisinin de rengi bir değişik çıkıyor fotolarda.

**

Özellikle ilk iki üstü işe giderken falan giyerim diye aldım. Evet, iş! Geçen hafta buradaki baya büyük, uluslararası bir derneğin medya ve campaigning bölümüne staj başvurusu yapmıştım. Salı günü görüşmeye gittim ve görüştükleri dört kişinin arasından beni seçmişler! Hem sonunda severek yapacağım bir şeye başlayacağım için, hem ofis evime 10 dk yürüme mesafesinde olduğu için, hem de görüştüğüm insanlar çok tatlı olduğu için inanılmaz mutluyum. Aklıma geldikçe seviniyorum. 4 Ocak'ta başlayacağım.

**

Yarın Noel ve yılbaşı tatilini geçirmeye İzmir'e gidiyorum. Tanışıyor olalım ya da olmayalım, oturup bir kahve içmek isteyen varsa süper olur.

Çok mutluyum, hepinizi öpüyorum.

Friday, 7 December 2012

fragrant world

Yourvine sayesinde ASOS'tan 250 pound'luk indirim çeki kazandığımdan bahsetmiştim. Şu ana kadar ASOS'tan 50 kere alışveriş yaptıysam her seferinde siparişim iki günde elime ulaşmıştı, bu sefer nedense Hermes adlı dandirik ötesi şirketle yolladılar ve gelmesi 9 gün sürdü. Bir haftadır her gün müşteri hizmetleriyle konuşuyorum, böyle saçma sapan ve işe yaramaz bir "hizmet" uzun zamandır görmemiştim. Ülke içi bir paket nasıl 9 günde gider, neden ASOS gibi büyük bir firma müşteri memnuniyeti adına paket gecikince siparişi yeniden göndermez, gerçekten aklım almıyor. Tamam hadi kargo gecikebilir, ama ucuza kaçarak böyle bir boka yaramaz bir kargo şirketi kullanarak ve kargo gecikince sorumluluk üstlenmeyerek onlardan çok memnun olan, dört yıldır aklına estikçe sitelerinden alışveriş yapan sadık bir müşterilerini kaybetmiş oldular. İyi oldu belki de, böylece boşa para harcadığım kaynakların sayısı azaldı.

Neyse, işte sonunda gelen pakedin içinden çıkanlar:

Eylure Limited Edition takma kirpik - The Chelsea Look, £5.25


Marc by Marc Jacobs 70's Disco mayo, £95


Disney Couture Winnie the Pooh wrap bileklik, £75


Marc by Marc Jacobs deri saat, £165



ASOS kaplumbağalı kemer, £15 


Barry M simli oje, £2.99 


Bikini, bileklik ve mayo indirimde olduğu için bunların hepsi iki küsür pound'a geldi. Bedavacılığın hastasıyım.

Sunday, 25 November 2012

sandstone

Bu tamamen alışveriş konulu bir post olacak, içinizi bayan bir konuysa pas geçebilin diye söylüyorum.

Sıkıntıdan çıldırdıkça kendimi alışverişe vermeye başladım. İlk aldığım şey bu kedili Harrods önlük oldu. Yemek pişirirken önlük takan biri değilimdir, ama kedili bir şey görünce dayanamıyorum. İndirim görünce ayrı bir dayanamıyorum. O yüzden atladım hemen. 

Harrods Kate's Cats Önlük, £5.95


Onun dışında bir süredir vintage Louis Vuitton çanta bakıyordum. eBay'de Louis Vuitton'un artık üretilmeyen ve bence en güzel rengi olan Borneo yeşili bir Epi Noe ve yanında cüzdanını "yok artık" denecek bir fiyata görünce ne kadar mutlu olduğumu tahmin edemezsiniz. Çok, çok güzel bir renk (koyu yeşil görünce zaten kendimi tutamıyorum). Ve inanılmaz bir şey ama çanta 1991, cüzdan 1992 üretimi. Cüzdanın kenarlarında hafif kullanılma belirtileri var ama çanta benden sadece iki yaş küçük olmasına rağmen tamamen yeni görünüyor. Epi'nin Louis Vuitton'un en dayanıklı serisi olduğunu duymuştum ama bu kadar uzun ömürlü ve sağlam olmasına hayret ettim. Yani Balenciaga çantaların 1-2 yılda bile ne kadar yıprandığını düşünüyorum da, kıyaslanacak gibi değil.

Borneo yeşili LV Epi Noe ve LV Porte Tresor International, ikisi £130


Balenciaga demişken, alışveriş çılgınlığı yapıp bir Bal çanta almasam olmazdı tabii ki. Hiçbir yerinde en ufak bir iz olmayan, yeni gibi ve yumuşacık bir Hobo'yu şaka gibi bir fiyata buldum. Ayrıca hem Hobo'nun, hem de bu altın rengi metalin (GGH) artık üretilmiyor olması iyice bir güzel oldu.

Balenciaga Sandstone GGH Hobo, £150


Son olarak bu aralar MUA'nın makyaj malzemelerine takmış durumdayım. Çok ucuz ve çoğu kaliteli ürünleri var (çoğu diyorum, kullanıp beğenmediklerim de oldu). Göz makyajını çok seven bir insan olarak eye primer'larını kesinlikle tavsiye ederim. Makyaj 7-8 saat sonra bile olduğu gibi duruyor, renkler çok daha güzel görünüyor ve far göz kapağında kırışık kırışık toplanmıyor. Lip stain'leri de çok güzel, dudağınızda doğal görünecek kadar renk olsun ve ruj ya da parlatıcı gibi sağa sola bulaşmasın istiyorsanız mükemmel. Far paletleri çok yoğun pigmentli, kullandığım daha pahalı bir sürü markadan çok daha güzel. Özellikle trioları mükemmel.

En son manyetik ojelerini denedim. Beş dakikada çok çılgın bir görüntü elde ettim. Aklıma geldikçe ellerime bakıyorum.



Facebook'ta 50.000 like'a ulaşınca %50 indirim ve dünyanın her yerine bedava gönderi yapacaklar. İlgileniyorsanız takip edin derim, yukarıda saydığım ürünleri çok başarılı.

Not: Şunu yazdığım sırada aklıma kozmetik ürünleriyle ilgili saçma sapan gümrük kısıtlaması geldi. Bu kısıtlama hala devam ediyor mu?

Tuesday, 21 August 2012

weapon of massive consumption

Bu aralar fena halde bargain hunter moduna geçmiş durumdayım. Nerede indirim varsa koklayıp buluyorum. Adından da anlaşılabileceği gibi her şeyin 1 pound'a satıldığı Poundland mağazalarında Stila makyaj malzemeleri satıldığı haberini aldıktan sonra üşenmedim, kalkıp Poundland'in yolunu tuttum. Gerçekten de Debenhams'da 24 pound'a satıldığını gördüğüm Stila renki nemlendiricinin 1 pound'a satıldığını görüp sevinç çığlıkları atmak istedim, ama maalesef cilt tonuma uygun rengi kalmamıştı. Yine de boşuna gitmiş olmadım, kozmetik bölümünde süper şeylere rastladım (ve hatta bir de The Kooks CD'si buldum):

Revlon oje £6.49 £1



Rimmel parlatıcı £6.29 £1



Rimmel far £6.99 £1



Olay yüz yıkama jeli £2.99 £1



CD £10 £1


İndirim demişken, Poundland sonrası bir de TK Maxx'e uğradım. Aşağıdaki Chloe gözlüğü buldum, hem de orijinal kutusu, garanti /authenticity kartları ve silme beziyle! Bir de tam benim bedenim bir Elie Tahari elbise gözüme çarptı (£24!!) ama sinemaya geç kaldığımdan denemeye fırsat bulamadım. 



Chloe gözlük £130 £19




İngiltere'ye yolunuz düşerse Poundland'in kozmetik bölümünü ve TK Maxx'i kesinlikle tavsiye ederim. 

Wednesday, 20 June 2012

anyone who lives within their means suffers from a lack of imagination

Bozuk moralimi düzeltmek için biraz retail therapy lazım diye düşünerek bugün Selfridges'in yolunu tuttum. Selfridges'in fiyatları normalde Harvey Nichols, Harrods ve türevleriyle aynı oluyor, ancak indirim zamanı gelince diğerleri en fazla %50 inerken Selfridges %70'e kadar indiriyor. O yüzden çılgın ucuz şeyler vardı.

Üç saatlik bir alışveriş çılgınlığı sonucu keyfim yerine geldi. Bo Derek'in sözleriyle:
"Whoever said money can't buy happiness simply didn't know where to go shopping."

İşte benimle birlikte eve gelen güzeller:

Marc by Marc Jacobs yüzük
£50 £15

Marc by Marc Jacobs kolye
£60 £20

Marc by Marc Jacobs çanta
£60 £20

House of Holland külotlu çorap
£15 £2


MICHAEL Michael Kors elbise
£170 £40

Selfridges sonrası Mango Frappuccino'mu alıp Hyde Park'ta güneşin tadını çıkarmayı planlıyordum, ama hazır oraya kadar gitmişken Marc by Marc Jacobs'a uğrayayım dedim. Tabii ki indirim yoktu, ama aşağıdaki gay ötesi şapkayı görünce (£11) kendimi tutamadım.



UPS bir aksaklık yapmazsa iki senedir arayıp bulamadığım ve sonunda İtalya'daki bir mağazanın internet sitesinde denk geldiğim Marc by Marc Jacobs güneş gözlükleri yarın gelecek. Yaşasın!

Wednesday, 13 June 2012

#containyourself

Yaz indirimi sezonu açıldı. Harvey Nichols, Matches ve Liberty indirimleri bugün başladı; Selfridges'de ise indirim yarın başlayacak. En heyecanla beklediğim indirim Selfridges'inki, ama yine kendimi tutamayarak indirim sezonunu Selfridges'den önce açtım. İşte bu hafta elime geçirdiğim güzel şeyler (Aquascutum etek maalesef kalçasız insanlar için tasarlandığı için geri dönecek):

Sonia Rykiel Velour Heart Tank £206 £33



Balenciaga RH Murier Day £745 £207



Aquascutum Askham Smart Skirt £175 £35



DKNY Navy Polo £50 £14


Bu da böylece 4. Balenciaga çantam oldu. Çok, çok güzel bir çanta ve satış fiyatının çok altına aldım, ama yine de vicdan azabı duyuyorum. O yüzden ilk Balenciagam olan Calcaire Box'u satma çabalarım yeniden başladı. Bana 2 yıl önce ödediğim fiyatı ödemeyi kabul eden birini buldum, ama nakit ödeme istediğimi söyleyince kadın ortadan kayboldu.

Bu aralar sıkıntıdan fena halde The Purse Forum bağımlısı oldum. Üç yıldır üye olmama rağmen kırk yılda bir alacağım çantaların sahte olup olmadığını onaylatmak dışında pek girmediğim bir siteydi. Eğer internetten alışveriş yapan biriyseniz ve vaktiniz varsa sitenin eBay forumundaki en çok cevap yazılan konuları okumanızı tavsiye ederim. Macera filmi/Brezilya dizisi kıvamında gerçekten. Birkaç gündür günde en az 4-5 saatimi onları okuyarak geçiriyorum, bağımlılık yaptı cidden. Chanel çanta satın alıp "Kutu boş çıktı" diyerek Paypal'den parasını iade alanlar, aynı çantayı 50 kişiye satanlar, gerçek çantayı teslim alıp sahtesiyle değiştiren ve "Satıcı bana sahte çanta gönderdi" diye eBay'e şikayet edenler, çantayı aldıktan sonra "Gelmedi" diyerek bankalarını arayıp kredi kartlarından çekilen parayı geri aldıranlar, her türlü sahtekarlık öyküsüne denk geldim. Paypal'in bariz sahtekar olsa bile hep alıcıyı koruduğunu gördükten sonra kesinlikle satıcı olarak Paypal ile muhatap olmak istemediğime karar verdim. Çok korkunç gerçekten. Sadece nakit, almayan almasın.

Monday, 7 May 2012

my best friends are all listening to crunk

Bu aralar Facebook listemdeki Türkiye insanlarının yarısı yurtdışında yaşıyor. Bunlar içinde bir grup insanın "Ülkemi özledim, ah gurbet" temalı update'lerine denk geliyorum sık sık. Ve bu insanlar gittikleri ülkede sürekli Türkler'le takılan, Türk mekanlarına giden, Türk yemekleri yiyen, internetten Türk gazeteleri okuyup Türk televizyonu izleyen, Türk müziği dinleyen, siyasetinden futbol maçı skorlarına kadar ülkede olan biten her şeyi takip eden tipler.

Ben bu seneki ev arkadaşımın tesadüfen Türk olması dışında Londra'da en ufak bir Türk çevresi olmayan, Türk mekanlarına gitmeyen, ülkede olan biteni pek takip etmeyen ve Türkiye'deki arkadaşlarıyla ancak onlar istediğinde ya da Türkiye'ye gideceği zaman konuşan biriyim. Haftada bir falan buradaki gazetelerde Türkiye'yle ilgili bir haber var mı diye bakıyorum, onun dışında çok çılgın bir şey olursa zaten ekşi sözlük'te sol frame'de görürüm zihniyetindeyim. Düzenli olarak Türkiye'den sadece annemle ve babamla konuşuyorum, her hafta mail'leştiğim biri var, birkaç arkadaşımla Facebook'ta arada konuşuyoruz, onun dışında Türkiye'yle pek bağım yok orada olmadığım zaman. Ve İngiltere'de yaşadığım dört yıl boyunca bir kez olsun "aaahhhh gurbet" türü bir şey hissetmedim.

Bu ülke özlemine yol açan şeyin ülkeyle bağlarını koparmama olduğunu düşünüyorum. Eğer insan herhangi bir sebepten uzun süreli olarak yurtdışında yaşamayı planlıyorsa, o bağların kısmen kopması, ya da en azından fena halde esnemesi gerekiyor. İnsanın enerjisini ve dikkatini taşındığı ülkedeki hayata, insanlara, kültüre uyum sağlamaya vermesi gerekiyor. Yoksa Amerika'nın bilmem ne kentinde "Küçük Türkiye" arayan, orada yaşamın tadını çıkarmak yerine evde oturup "Ah İstanbul İstanbul olalı" diye Sezen şarkılarına ağlayan tipler oluyorsunuz.

Benim bağlarım hiçbir zaman güçlü değildi, belki o yüzden zorluk yaşamadım ve bana söylemesi kolay geliyor. Bilmiyorum. Oluşundan günler sonra öğrendiğime göre Sibel Kekilli "Yüzde 10 Türk hissediyorum" demiş ve çılgın, gözü kapalı milliyetçiler sinirden kendilerinden geçmişler. O lafa katılmadan edemedim, yüzde 10 bile benim için şüpheli hatta.

**

Londra'da süper sample sale'ler oluyor. Kısa süreli olarak ünlü markaların eski sezon, gelecek sezon ya da vitrin ürünleri %70'i bulan indirimlerle satılıyor. Sadece aksesuar ve ayakkabılardan oluşan ve Balenciaga, Miu Miu, Marc by Marc Jacobs gibi markaların yer aldığı bir sample sale'e davetiye bulmayı başardım geçen hafta. Çanta fiyatları gittiğim diğer indirimlere göre yine de tuzluydu, ama aşağıda görmekte olduğunuz £80 değerindeki Marc by Marc Jacobs flip flop'ları 25 pound'a almayı başardım. Bir tane vardı, pembeydi ve ayağıma tam oldu. Mutlu oldum.


Camden'daki sample sale sonrası nasıl olsa Kuzey Londra'dayım diyerek sevgilim ve çocuğuyla buluştum. Çocuklardan pek hazzetmeyen ve hayatında hiç çoluk çocuklarla iletişimi olmamış biri olarak fena halde stres yapmıştım nasıl olacak diye. Ama gayet iyi anlaştık. Kendimi Nando's'un aile bölümünde oturup bebek beslerken buldum. Çok acayipti. İyi acayip ama, kötü acayip değil.